8

Şubat
2014

Amigdala – Duygu repertuarı

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  370 views

Amigdala – Duygu repertuarı

Her gün medyada karşılaştığımız alışılageldik olaylardan birisi daha. Bir hırsız, İstanbul’un lüks semtlerinden birinde soymak için boş bir ev ararken, kendince uygun olduğunu düşündüğü, penceresi aralıklı bir eve sinsice girer. Bir vakit sonra yaşlı ev sakini tarafından hırsız, evinde görülür. Bunu fark eden hırsız, bir anda büyük bir korkuya kapılarak onu etkisiz kılmak amacıyla üzerine atlar. Hemen onu sandalyeye bağlar. Yüzü maskeli olmayan hırsız tanınacağı endişesiyle bir anda mutfaktan kaptığı bıçakla yaşlı ev sahibini düşünmeden öldürür. Hırsız, kontrolünü tamamen kaybetmiş, bir öfke ve korku nöbetine kapılarak bu cinayeti işlemişti. Daha sonra mahkemede verdiği ifadesi düşündürücüydü. “Bunu nasıl yaptım hala anlayamıyorum. Bir anda tüm kontrolümü kaybettim, beynim beni yönlendiriyordu sanki “.

Anlık kontrol kayıpları ile yaşadığımız olaylar hayatımızın farklı dönemlerinde farklı derecelerde karşımıza çıkmakta. Nörolojide bu tarz duygusal patlamalar sinirlerin korsan fonksiyonu olarak değerlendirilir. Bir anda oluşan bir durumdur ve düşünen beynin yani korteksin, olayı irdelemek bir yana, ne olup bittiğini anlamadan bir dizi tepkileri koymasıdır. Bu tepkiler insanda gizli kalmış, içgüdüsel davranışlardır. Bu korsanlık anlarının en önemli özelliği kişinin o olayı atlattıktan sonra kendisinin neye uğradığını bilememesidir. Yukarıdaki örnek haberde büyük ihtimalle böyle bir işleyişin neticesinde gelişen bir olay.

Duyu organları aracılığı ile beynimize akan bilgilerin %80 lik payı görme organımız aracılığı ile gerçekleşmektedir. Görsel sinyaller retinadan sinirler aracılığı ile beynimizin talamus bölümüne iletilir. Talamusa ulaşan ham bilgi beynin anlıyabileceği dile çevrilir ve hemen görsel kortekse iletilir. Bu bölümde uygun bir tepki belirlenir. Tepki duygusal ise duygu repertuvarının kaynağı olan amigdalaya baş vurulur. Retinadan iletilen bilginin potansiyeli ( şok edici durumlar) yüklü ise bu defa talamusa ulaşan bilgilerden bir kısmı direk amigdalaya sızar ve hemen duygusal tepkinin başlamasına neden olur. Bu noktada görsel korteksin ne olup bittiğini anlamasına fırsat yoktur. Bundan sonra korteksin yapabileceği tek şey amigdalanın emrettiği tepkileri oluşturmaktır.

Amigdala insanlarda limbik halkanın altında, beyin sapının üzerinde bulunan ve birbirleri ile bağlantılı yapılardan oluşan badem şeklinde bir kütledir. Sağ ve sol olmak üzere iki lobtan oluşmuştur. Evrimsel yakın akrabamız olan maymunlara oranla daha büyük bir amigdalaya sahibiz.

Amigdalanın beynimizdeki ana fonksiyonunu keşfeden ve bu güne kadar üzerinde bir çok deney yapmış Nörolog Joseph LeDoux bize bu konuda ışık tutmaktadır. Yaptığı deneylerden biri amigdalanın beyin üzerindeki etkisini keserek beynin diğer kısımlarından ayırmasıdır. Amigdalası alınmak zorunda kalan genç bir insanın yaşamı keskin bir değişime girmiş, olayların duygusal anlamını değerlendirmekte bir yetersizlik, bir anlamda duygusal bir körlük oluşmuştu. İnsanlarla iç içe yaşamayı seven, çok iyi konuşabilen bir yapıya sahip iken, yakın arkadaşlarına karşı kayıtsız hatta anne ve babasını tanıyamaz bir halde, herkesten uzak yapayalnız yaşamayı tercih etmişti. Bu kayıtsızlığına karşı yakınlarının çektiği acılara bile duyarsız kalmıştır. Hissetmeyi hatta hissettiklerini hissetmeyi unutmuş gibiydi. Tüm tutkuların, korkuların,üzüntülerin yerini büyük bir sessizlik ve duygusuzluk almıştı. Ağlamayı bile unutmuştu.

İnsanlara özgü bir duygusal işaret olan gözyaşı, amigdala ve yakınındaki cingulate gynus denilen yapı tarafından başlatılır. Teselli, kucaklama ve okşama beynin bu merkezini etkileyerek hıçkırıkları durdurur. Amigdala yoksa dindirilecek üzüntü gözyaşları da yoktur.

Bizlerdeki fevri davranışların arkasında amigdala olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Bir tehlikeye maruz kaldığımız zaman amigdalanın duygusal repertuvarı beyin tarafından ilkel sorularla tetiklenir. Bu benim nefret ettiğim bir şey mi?. Bu bana zarar verir mi? Bu benim korktuğum bir şey mi? gibi. Eğer bu soruların cevabı bir şekilde “evet” ise , amigdala sinirsel bir alarm şeklinde anında tepkiler verir ve beynin geriye kalan kısımlarına, kriz var mesajını iletir. Amigdalanın beyinle zengin bir iletişim ağı mevcuttur. Acil bir durumda beynin akılcı zihin dahil büyük bir bölümünü kontrol eder ve yönlendirir. Limbik sistemdeki yapılar öğrenme ve hatırlama süreçlerinin, amigdala ise duygusal durumların uzmanıdır.

Beynin hatırlama ile ilgili ana merkezlerinden hipokampus ile amigdala arasında bir ilişki vardır. Hipokampus kuru gerçekleri hatırlarken, amigdala ise bir takım bağlantılar kurarak hatırlama yoluna gider. Mesela bir insan ile karşılaştığınızda, o insanı daha önce tanıyıp tanımadığınızı Hipokampus yoluyla hatırlarsınız, o insandan hoşlandığınızı yada hoşlanmadığınızı ekleyen amigdaladır. Duygusal repertuvardan bir çeşniyi bilgiye katar. Ayrıca korkularınızın kaynağı da amigdaladır. Geçmişte yaşadığınız korku dolu bir anı tekrar yaşadığınızda aynı korku ve endişeyi hissetmeniz amigdalanın fonksiyonudur. Örneğin uçakta seyahat ederken hava boşluğuna girdiğinizde yaşadığınız sarsıntıda bir korkuya kapılırsanız, daha sonra yaptığınız tüm uçak seyahatlerinde, en ufak sarsıntı, sizin endişeye kapılmanıza sebep olacaktır.

Yaşamımızdaki olayların bir kısmı, o anda yaşadığınız heyecan, korku, sevinç gibi duygularla harmanlanarak beynimizde kayıtlanır. Bu olayları unutmamız neredeyse imkansızdır. Bir deprem anında ne yaptığımızı hatırlamaya daha yatkınızdır. Bunun yanı sıra beynimizde sıradan olayların depolanması da muhtemeldir. Beyinde iki tür bellek mekanizması vardır. Birincisi duygusal anılarla yüklü olanlar için, diğeri de sıradan olan olaylar için.

Amigdalanın devreye girdiği durumlarda çeşitli dezavantajlar yaşamak söz konusu. Amigdala; yaşanan anı daha önceden yaşanmış olaylarla karşılaştırma prensibine göre işlevini yürütür. Bu olay bunun aynısıdır yada değildir gibi. Son derece dikkatsiz bir değerlendirme sistemine sahiptir. Önemli detayları gözden kaçırdığı için yersiz fevri tepkilerin çıkmasına imkan verir.

Talamustan amigdalaya bilginin nakledilmesinde iki yol vardır. Dolaylı ve dolaysız yol. Dolaylı yol düşünen beyin yani korteksin tasarrufunda olan yoldur. Neticede akılcı çözümler üretilir. Dolaysız yol ise direk amigdalaya bilginin nakledildiği (sızdığı) yoldur. Bu yol aslında elektriksel bir devrenin kısa devre yapması misali illegal bir durumdur. Bu yol saniyenin birkaç binde biri olarak hesaplanan beyin zamanında gerçeklenir. Dolaylı yol bunun tam iki katı kadardır. Öte yandan evrimsel açıdan değerlendirildiğinde bir kaç milisaniyenin hayatta kalabilmek açısından önemi çok büyüktü. Evrimsel süreçte kritik bir kaç milisaniyenin kazanılması hızlı bir cevap alternatifini beraberinde getiriyordu.

Dolaylı yoldan amigdalaya geçen sinirsel impalsların doğurduğu ilkel-dürtüsel tepkilerin önüne geçebilmek mümkün mü?

İşte bu devrede prefrontal korteks tampon görevi yapmaktadır. Beynin neokorteksine ait olan bu bölge amigdala ve limbik bölgedeki ilkel dürtüleri yumuşatarak duyguların daha analitik yada makul tepkilere dönüşmesine imkan verir. Bir anlamda hisleri bastırır, endişelerimizi dindirir. Amigdalanın yönlendirdiği bilginin tafsiye edilmesi neokorteks ile gerçekleşir. Hayatımızdaki önemli kararların verilebilmesi için bu bölüme mutlaka ihtiyacımız var.

Prefrontal korteks işleyen bellekten sorumludur. Belleğin sağlıklı ve şuurlu bir şekilde işleyişini denetler. Prefrontal bellek ile limbik sistem (alt beyin) arasında devreler mevcuttur ve bu devrelerin varlığı ile prefrontal korteks denetimi sağlar. Korku, öfke, endişe gibi güçlü duygular denetimi olumsuz yönde etkiler ve sağlıklı düşünmeye engel olur.

Her halükârda duyguların kontrolsuz çıkışları gerek beyin metabolizmamızı gerekse yaşamımızı olumsuz yönde etkilemekte .Bu nedenle duyguların bizlerdeki baskısını akıl yolu ile frenlemeye çalışmak yapılabilecek en makul yol gibi görünüyor.

Amigdala – Duygu repertuarı

8

Şubat
2014

Alkolizm ve alkol tedavisi

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  110 views

Alkolizm ve alkol tedavisi

Alkolizmle ilgili tüm tedavi programlarının belirli temel ilkeleri vardır. Bir alkolizm tedavi programında aşağıdaki aşamalar bulunur.

Alkolden Arındırma Ve Yoksunluk Belirtileri

Tedavi alkolden arındırma programıyla başlayabilir. Hasta alkolden arındırma servislerinde tedaviye alınır ve yoksunluk belirtileri açısından dikkatlice izlenir. Bu genellikle 4-7 günlük bir süredir ve bu süre içinde sakinleştiricilerin kullanılması da çoğu zaman gerekli olur. Eğer yoksunluk belirtileri ortaya çıkarsa bir doktorun rehberliğine gereksinim duyulabilir. Ayrıca bazı alkolikler için bu dönemde depresyon tedavisi de gerekli olabilir, şiddetli yoksunluk belirtileri olan alkolikler gergin, sinirli olabilir ve hatta bilinç kayıpları bile görülebilir.

Delirium Tremens ve yoksunluk belirtilerinin önlenebilmesi için doktor gözetimi altında ilaç kullanımı gereklidir.

Tıbbi Tedavi

Eğer alkolizmden kaynaklanan tıbbi sorunlarınız varsa, bunlar tedavi edilmelidir. En sık rastlananlanYüksek kan basıncı, kan şekeri artışı, karaciğer ve kalp hastalıklarıdır. Bunların yanısıra, hastalıkla ilgili beslenme sorunları da teşhis edilerek uygun bir diyetle tedavi edilmelidir.

İyileştirme Programları

Alkolden arındırmayı takiben, en önemli iyileştirme programı geçirilmesi gereken bir rehabilitasyon dönemidir. 3-4 hafta boyunca hastalığın özellikleri, bedene verdiği zararlar, içkinin sebep olduğu çeşitli sorunlar ve iyileşirken neler hissedildiği tartışılacaktır. Bu süreçte ruhsal destek ve eğer gerekirse tıbbi tedavi de alınabilir, iyileştirme programlan günlük konuşma ve film izleme, grup tedavisi, danışmanlık hizmetleri ve uğraş tedavisinden oluşmaktadır.

Alkolün Tamamen Kesilmesi

Şu unutulmamalıdır ki, eğer içmeye devam edilirse hastalık ya çok az ya da hiç kontrol edilemeyecektir. Bu nedenle, alkolikler için tedavi programları, alkolün tamamen kesilmesini ön koşul olarak kabul eder.

Hastalığın Kabul Edilmesi

Hasta olunduğu gerçeği kabul edilmelidir. Özellikle alkol alışkanlığının olduğu ve bunun kontrol edilemediği kabul edilmelidir. Birçok alkolik utanç ve suçluluk duygusundan kaçmak için bunu reddetmektedir. Hastaların inkar etmeyi sürdürmeleri tedaviye zarar verebileceği gibi tümüyle etkisizleştirebilir de. Alkole olan zaafınızı kabul etmeniz iyileşmek için en önemli adımdır. Ayrıca bu tedavi programınız için de bir önkoşuldur. Böylece belki de ilk kez hastalığın gücü alkolik tarafından kabul edilmiş olacaktır.

Psikiyatrik Tedavi ve Psiklojik Destek

Alkoliklerde duygusal durumla ilgili şikayetler sıklıkla psikiyatrik hastalarınkiyle birbirine benzer. Eğer hastalığın psikolojik yönüyle ilgilenilmezse, hasta iyileşemez. Bu birkaç şekilde(grup tedavisi veya bireysel psikoterapi) gerçekleşebilir. Bazı alkoliklerde depresyon gibi diğer psikiyatrik hastalıklar da görülebilir. Eğer psikiyatrik bir hastalık da sözkonusuysa, alkolizm tedavisinin yanısıra özel bir tedavi de gerekli olacaktır.

İlaç Tedavisi

Uzun süreli bir tedavi programında sakinleştiriciler kullanılmamalıdır. Bu ilaçlar da tıpkı alkol gibi bağımlılığa yolaçarlar;yalnızca yoksunluk belirtilerinin tedavi sürecinde kullanılabilirler.

Eğer alkolden uzak durmak zor geliyorsa disülfıram (Antabus) adındaki ilaç yardımcı olabilir. Bu ilacın ağız yoluyla alınması, alkolün karaciğerde yakılmasını engeller. Ancak alkolle birlikte alınırsa şiddetli fiziksel reaksiyonlar ortaya çıkar; bunlar yüz kızarması, bulantı hissi , kusma, başağrısı ve karın ağrısıdır. Aynca cilt kremleri ve gargaralar gibi alkol içeren maddelerin de bu ilaçlarla kullanılması hafif derecede reaksiyona neden olabilir.

Bu ilaç alkolizmi iyileştirmeyeceği gibi, alkol kullanma alışkanlığını da ortadan kaldırmaz. Fakat güçlü bir caydırıcı olabilir.

Metronidazol ve Klorpropamid gibi ilaçlar da benzer şikayetlere sebep olurlar.

Yaşamın Yeniden Gözden Geçirilmesi

Tedavi, bugün yaşanılanlar, geçmişle ilgili suçluluk duyguları ve gelecek korkularıyla yüzleşilmesi üzerinde yoğunlaşır. Bu nedenle hastaya yaklaşırken temkinli olmak da içki içmenin ortadan kaldırılması kadar önemlidir.

Birçok alkolik için, alkol alımı güçlülük ve özgürlük gibi yanılsamalara neden olur. Alkolün etkisi altında iken, kendilerini tüm sosyal baskılardan kurtulmuş gibi hissederler. Kırgınlık ve öfke nedeniyle de tükendiklerini düşünürler. Bu duygularla yüzleşmek ve başetmek için başarılı tedavi merkezleri olduğu unutulmamalıdır.

Alkolizm, sosyal ilişkilerin bozulmasına neden olablir. Aile, ilişkilerin bozulmaya başladığı ilk yerlerden biridinbir diğeri işyeridir. Amerikan Ulusal Alkolizm Konseyi, kendisi ya da ailesinde alkol veya ilaç bağımlılığı olan her 20 kişiden birinde iş gücünün etkilendiğini saptamıştır. Tedavi yalan, inkar ve samimiyetsizlikten vazgeçerek, kendini anlama ve kişiliğin geliştirilmesini temel alacak sağlıklı ve güvenli ilişkiler oluşturmayı öğrenme üzerinde odaklanmalıdır.

Desteğin Sürdürülmesi

İyileştirme programının başarısı tedavinin sonlanmasından sonra belli olacaktır. Hastalığın kronik olması alkoliğe desteğin sürekli olmasını gerektirir. Alkol veya ilaç bağımlılığından kurtulmaya çalışan kişilere yönelik olarak, yaşamlarını sürdürebilmelerine ve hastalık eğer nüksederse, zamanında farkedebilmelerine yardımcı olabilmek için, tedavi sonrası programlar tasarlanmıştır.

Alkolizm ve alkol tedavisi

8

Şubat
2014

Alkol ve Madde Bagımlılıgı

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  121 views

Alkol ve Madde Bagımlılıgı

Alkol kullanımı ne zaman problemdir?

Alkol kullanmanın problem haline dönüşmesi için kişinin sürekli alkol alıyor olması gerekmez. Kişi, zaman zaman kullansa da, alkol almaya bağlı olarak aşağıdaki problemlerden birisini dahi tekrar tekrar yaşıyorsa profesyonel yardımı gerektirecek düzeyde alkol kullanma problemi var demektir.

- İşte, okulda ya da evde üstüne düşen görevleri tekrarlayıcı bir biçimde aksatma: Kişi, alkol nedeniyle zaman zaman işe ya da okula gidemez ya da başarılı olamaz, okulu asabilir ya da bu yüzden ceza alabilir.
- Fiziksel olarak tehlikeli durumlarda yineleyici biçimde alkol kullanımı: örneğin alkol etkisinde iken araba ya da makine kullanmak.
- Alkol ile ilişkili ortaya çıkan yasal sorunlar: örneğin alkollü iken araba ya da makine kullanmak.
- Alkol ile ilişkili ortaya çıkan yasal sorunlar: örneğin alkollü iken kavgaya karışıp göz altına alınma.
- Alkolün neden olduğu ya da alevlendirdiği sürekli ya da tekrarlayıcı insanlar arası sorunlar: örneğin alkol kullanımı nedeniyle eşle tartışmalara girmek.
- Unutulmamalı ki, bu durumlar kişinin alkol aldığı zamanların hepsinde değil, bazılarında olabilir ama tekrar tekrar oluyorsa bu kişi içkinin zararlı sonuçlarını kontrol edemiyor ve alkolle başı dertte demektir. Bu duruma tıpta ‘alkol kötüye kullanımı’ adı verilir.

Alkolik kime denir?

Alkolizm deyince birçok insanın zihninde, parklarda ispirto şişesine sarılıp sızan ağır alkol bağımlıları canlanır ve kolayca kendilerinde ‘alkol problemi olmadığını’ söylerler.

Aşağıdakilerden en az üçü varsa alkol bağımlısı tanısı koyarız:

- Niyetlendiğinden daha fazla miktar ve sürede alkol almak. Örneğin kişi bir kadeh içmek niyetiyle başlar, ama şişe bitmeden bırakamaz.
- Kişi bırakmayı istediği ya da defalarca bırakmayı denediği halde yeniden içmeye başlar. Zaman zaman birkaç gün ya da ay içmeyebilir. Bunu Ôistediği zaman bırakabildiğinin’ kanıtı olarak göstermeye çalışabilir.
- İçkiye fazla vakit ayırır. Bazıları gün içinde kimseye fark ettirmemeye çalışarak içebilir.
- İçki içmeye fırsat bulamadığı sosyal faaliyetleri, hobileri, başka zevk verici aktiviteleri azaltır ya da terk eder.
- Alkole bağlı ya da alkolle artan fiziksel (karaciğer hastalığı, yüksek tansiyon, gastrit vb) ya da psikolojik (depresyon, anksiyete, uyku bozukluğu vb) problemler yaşamasına rağmen içmeye devam eder.
- Aynı etkiyi almak için, içtiği miktarı artırır ya da başkaları için çok sayılacak miktarlarda içtiği halde etkilenmez (bunu, yanlış olarak iyi bir şeymiş gibi, alkole dayanıklı olduğunun kanıtı olarak öne sürebilir).
- Alkol almadığı zaman titreme, terleme, çarpıntı gibi şikayetler yaşar.

Alkolizmden kurtulmak mümkün mü?

Toplum, alkol kullanımını kontrol edemeyen kişilerin ruhen zayıf, hatta dengesiz olduğunu düşünür. Birçok alkolik de kendisini böyle görür. Ancak alkolizm bir hastalıktır, yani kişi, alkol karşısında iradesini ve seçim yapma gücünü kaybetmiştir. Alkol karşısında güçsüzlüğünü kabul etme ve bu konuda yardım arama, iyiye doğru değişimin ilk adımı ve mutlak şartıdır. Milyonlarca insan bu ilk adımla başlanan yolda alkolün hayatlarına verdiği zararların üstesinden gelmişlerdir. Tedaviden sonra uzun süreli takip gereklidir. Kişi uzun süre hastanede bile kalsa, daha sonra izlenmezse alkole dönmesi kolaydır. Düzenli aralıklarla görüşmelere ya da kendine yardım gruplarına katılmalıdır. Nüksler (tekrarlamalar) ilk 6 ayda en sıktır.

Alkolizm tedavisi

DETOKSİFİKASYON (yoksunluk belirtilerinin giderilmesi)
BAĞIMLILIĞIN TEDAVİSİ DEĞİLDİR.

Akolizm ya da diğer madde bağımlılıklarının asıl tedavisi detoksifikasyondan sonra başlar.

Adsız Alkolikler gibi kendine yardım grupları tedaviye entegre edilmelidir. Davranışçı-bilişsel tedaviler iyi sonuç verir. Eğitimsel faaliyetler tedavinin önemli bir parçasıdır. Hastanın içinde bulunduğu aile ele alınmalıdır, çünkü alkolizm bir ‘Aile Hastalığı’dır.
Çeşitli depresyon ilaçları ve lityumun alkol alımını azalttığını gösteren çalışmalar vardır.

Disulfiram (Antabuse), alkol alındığında şiddetli bir reaksiyona neden olur. Kişi bu riski bildiği için ilacı alırken canı çok çekse de alkol almaz. İlacın etkisi, bırakıldıktan sonra 1-2 hafta daha devam ettiği için, kişi alkol almaya karar verip ilacı kesse de beklemesi gerekir. Bu sürede alkole yeniden başlama kararını gözden geçirecek uzun zamanı olur. Hasta bilmeden yiyeceklerine katılması son derece tehlikelidir.

Naltrexone (Nemexine) ve acomprasate, alkol alma isteğini azaltarak etki gösterirler. Araştırmalar, naltrexone alan eski alkoliklerin alkol almaya başlasalar bile bunu daha kolay durdurabildiklerini ve yoğun olarak içme risklerinin azaldığını göstermektedir. Ancak bu ilaçla dahi, sosyal içici olmaları mümkün değildir. İlacı kullanmanın amacı, az içebilmek değil, alkol alımını durdurmayı kolaylaştırmaktır.

Alkolizmde ailenin durumu ve aileye düşün görevler

Alkolizm, bütün aileyi etkileyen aynı zamanda aile tarafından etkilenen bir hastalıktır. Hatta alkolizm için ‘aile hastalığı’ diyen yazarlar vardır. Tedavide de aileye önemli roller düşer. Alkolikler genellikle ‘dibe vurmadan’ yani her şeylerini kaybetmeden, alkolik olduklarını kabule yanaşmazlar ya da sırf çevrelerindekileri susturmak için alkolik olduklarını söyler, ama bunu değiştirmek için hiçbir ciddi çaba harcamazlar. Bu nedenle tedaviye istekli değillerdir. Ailelerinin alkolik hastayı destekleyen tavrı, onun dibe vurmasını ya da dibe vurduğunu fark etmesini engeller. Yapılması gereken, alkolizminden ve sonuçlarından sadece kendisinin sorumlu olduğunu, alkolik kişiyle açık açık konuşmak ve onun bazı şeylere karşılaşmasını engellemektedir.

Aileler, özellikle eşler, alkolizmden kendileri sorumluymuşcasına bir suçluluk içinde, kendilerini paralama derecesinde, bir kurtarma çabasına girebilirler. Eşlerde, buna bağlı depresyon sık görülür.

Bağımlılıkla ilgili risk faktörleri

Aile ile ilgili risk faktörleri
- Anne ve baba desteğinin az olması
- Anne ya da babada alkol kullanımı
- Anne ve babanın, gencin alkol kullanımına izin verici, fazla toleranslı bir tutum içinde olması
- Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok, bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir)
- Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına farklı tutumlar sergilemesi)
- Anne ve babanın çoçuğun aktivitelerine ilgisizliği
- Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metodu olarak kullanılması
- Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi)
- Çocuğun okuldan sonra kendine bakması

Sosyal risk faktörleri
- Yaşam stresleri (göç, işsizlik vs)
- Alkol kullanan arkadaş grupları içinde olmak
- Düşük okul başarısı
- Düşük sosyoekonomik düzey
- Göç yaşama
- Okul dönemi içinde çalışma
- Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama

Kişiyle ilgili risk faktörleri
- Girişkenliğin az olması
- Kendine güvenin az olması
- Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması
- Baş etme mekanizmalarının kötü olması
- Dışarıdan kolay etkilenme
- Agresif kişilik yapısı
- Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları
- Sosyal değerlere yabancılık
- Davranış bozuklukları

Gencin kendisine örnek aldığı kişiler, bazı maddelere başlamasını kolaylaştırır. Örneğin ağzında sigarayla çekilmiş pozları ile ünlü olan James Dean’e hayran olan bir genç, O’nu taklit etmek, O’nun gibi çekici görünmek için sigaraya başlayabilir. Bu yönden de gerek medyaya gerekse anne ve babalara görev düşmektedir. Gençler, aile içinden ve çevresinden başlamak üzere iyi rol modelleri bulabilmelidirler.

Genetik faktörler
Araştırmalar göstermektedir ki, özellikle alkol bağımlılığı genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Hatta evlatlık verilmiş kişilerde alkolik olma sıklığının, kendilerini yetiştiren aileden daha fazla, biyolojik anne ve babalarındaki alkolizmle ilişkili olduğu bulunmuştur. Alkolizme yatkınlık, alkole dayanıklılık şeklinde nesilden nesile aktarılmaktadır. Alkole daha dayanıklı olanlar, çok içtikleri halde az etkilendikleri için daha çok içerler ve sonunda daha kolay alkolik olurlar ve bu özellik, yani alkolün etkilerine dayanıklı olma kalıtımsaldır. Özellikle babası ya da erkek kardeşinin alkol problemi olan erkekler sosyal içicilikten bile sakınmalı, alkolden tamamen uzak kalmalıdırlar.

Beklenti
Alkolün sosyal ilişkileri kolaylaştırdığına, amfetaminin performansını artıracağına, sigaranın kendisini olgun gösterdiğine vs. inanan kişiler, bu maddeleri kullanmaya daha kolay ve erken başlarlar.

Koruyucu faktörler

- Duygusal olarak destekleyici anne ve baba
- Anne ve baba ile iyi iletişim
- Organize okul aktivitelerine katılım
- Akademik başarıya önem verilmesi
- Dindar olma

Uyuşturucu kullanımının erken belirtileri (Aileler ve eğitimciler gençlerde nelere dikkat etmeli?)

- Fiziksel belirtiler: kilo kaybı, burunda iritasyon (tahriş), müzmin öksürük, iğne izleri (tipik olarak koldadır, bazıları saklamak için ayak parmak araları gibi kolay görülmeyecek yerlere dahi yaparlar)
- Kişisel alışkanlıklarında değişiklik: giyim tarzı, uyku düzeni, arkadaş çevresi değişebilir. Yeni arkadaş ve ilgiler edinir.
- Akademik performansında düşme: kötü notlar almaya başlama, sınıfta kalma, disiplin cezası alma vb.
- Psikolojik belirtiler: Duygulanımda dalgalanmalar, risk içeren davranışlar, çalma vb.

Alkol ve Madde Bagımlılıgı

8

Şubat
2014

Alkol Zehirlenmesi

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  100 views

Alkol Zehirlenmesi

İnsanlara verilen aynı miktarda alkol çeşitli faktörler yüzünden aynı etkiyi göstermez. Vücutları daha küçük ve daha fazla yağ dokusuna sahip oldukları için genellikle kadınlarda erkeklerden daha yüksek bir alkol düzeyi olma olasılığı vardır ve bu nedenle alkol kadınları daha fazla etkiler.

Alkolün etkileri içmeden önce yenen yemeğin miktarına da bağlıdır.Mide ne kadar dolu olursa alkolün kana geçişi o kadar yavaş olur. Böylece alkolün kandaki yoğunluğu da düşük olur.

Alkol zehirlenmesi kabaca kan alkol düzeyiyle paralellik gösterir. Bu da beyindeki alkol düzeyini yansıtır. Alkolik olmayanlarda 25 mg/dl üzerindeki bir kan alkol düzeyinde hafif zehirlenme belirtileri ortaya çıkar; bu belirtiler arasında duygulanım bozukluğu,düşünme yeti5mm kaybı ve hareket bütünlüğünün bozulması bulunur. 100 mg/dl nin üzerinde bir kan alkol düzeyi olduğunda ise çift görme,konuşma zorluğu ve belirgin bir hareket bütünlüğü kaybı görülebilir. Alkol yoğunluğu arttıkça komaya kadar gidebilen sorunlar ortaya çıkabilir.

Zehirlenme genelde bir desilitre kanda en azından 80-100 mg alkol bulunması (80-100 mg/dl veya %0. 1)olarak tanımlanır.

Bu sınırın çok altındaki düzeylerde bile birçok insan hareket bütünlüğünü kısmen kaybeder ve tepki gösterme süresi uzar (Örneğin araba kullanırken beklenmedik bir durumda frene ne kadar hızlı basabildiğiniz gibi).

Alkol Zehirlenmesi

8

Şubat
2014

Alkon yoksunlugu

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  112 views

Alkon yoksunlugu

Alkolü aniden kesen alkoliklerde çeşitli fiziksel ve ruhsal yoksunluk belirtileri ortaya çıkar. Çoğu kişide hafif olmakla birlikte ellerde titreme, nabız, kan basıncı ve vücut sıcaklığında artış, uyku bozuklukları, bulantı, ishal ve diğer sindirim sorunları olur. Bu belirtiler genellikle 3-5 gün sürer; hafif rahatsızlıklar ise haftalarca sürebilir.

Bununla birlikte bazı alkolikler için Delirium Tremens korkutucu ve tehlikeli bir durumdur. Çoğu insanda kötü rüyalar, huzursuzluk ve panik ataklar yoksunluğun en kötü belirtileridir. Delirium Tremensde zihin bulanıklığı, halüsinasyonlar, şiddetli titremeler, paranoid düşünceler ve hatta katılma nöbetleri görülebilir. Bu belirtiler çoğunlukla 3-5 gün, bazen de daha uzun sürer.

Hafif ya da ciddi olsa da tüm şikayetlerin nedeni alkol yoksunluğudur; beyin ve diğer organlar yüksek etil alkol düzeylerine alışmışlardır ve alkol kesildiğinde yoksunluk belirtileri ortaya çıkar.

Eğer içkiyi bırakmayı düşünen kronik bir içiciyseniz yoksunluk belirtilerinin olacağı bir dönemi geçirmek zorunda olacağınızı bilin.

Hastanede bir alkol tedavisinden geçmeniz uygun olur. Doktorunuz güvenlik, beslenme ve dinlenme sorunlarınızı da göz önünde bulundurarak yoksunluk belirtilerinin üstesinden gelmenize yardımcı olabilir.

6

Şubat
2014

ALS Nedir, Belirtileri, Tedavi Yöntemi, etkileri

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  112 views

ALS Nedir, Belirtileri, Tedavi Yöntemi, etkileri

Nedir?

ALS yani amiyotrofik lateral skleroz, ilerleyici bir sinir sistemi hastalığıdır. Hastalık motor sinirleri etkiler. Motor sinirler beyinden omuriliğe, oradan kaslara giderek hareketlerimizi düzenler. Bu hastalık motor sinirleri etkileyerek kas hareketlerine engel olur. Hastalığın ileri evrelerinde felç gelişir. Buna karşılık genellikle akli yetenekler etkilenmez.

Hastalığın adının anlamı omurilikte kasları besleyen yan (lateral) taraftaki sinirlerin zarar görmesiyle kasların beslenememesi ve katılaşmasıdır
Belirtileri Nelerdir?

Hastalığın başlangıç belirtileri çok hafif olduğundan çoğu kez farkedilmeyebilir.
Hastalık özellikle kol ve bacaklarda olmak üzere kas güçsüzlüğü ile başlar. Konuşma, çiğneme ve nefes alma etkilenir. Yutmanın bozulması sonucu, ağızda tükürük birikmesi de konuşmayı zorlaştırır.

Kaslar sinirler tarafından uyarılmadığında yapısı bozulur ve iş görmez hale gelir. Kol ve bacaklar incelir. Özellikle el ve ayak kaslarında seyirme ve kramplar olabilir. Kişi kol ve bacaklarını iyi kullanamaz. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir.

Başlangıç belirtileri her hastada aynı olmaz. Kimi hasta halının saçaklarına takılmaya, tökezlemeye başlar; kimi hasta eşyaları kaldırmakta zorlanır, kimisi de konuşurken kelimeleri yuvarladığını fark eder.

Kas zafiyeti önce bir kas grubundan başlar, yavaş yavaş diğer kas gruplarına yayılır. Kaslardaki iş görememenin derecesi ve hastalığın ilerleyişi hastadan hastaya değişir. Solunum kaslarının giderek daha fazla etkilenmesi ve buna bağlı solunum güçlüğü hastalıkta gelinen son aşama olur.

Hastalıkta genel olarak duyular, idrar ve barsak işlevleri, cinsel işlevler etkilenmez. Kalp kası zarar görmez. Göz kasları çoğu kez en son etkilenen kas olur, kimi zaman da hiç etkilenmez. Kişinin zihni yetenekleri normaldir.
Nasıl Tanı Konur?

ALS nöroloji denen sinir hastalıkları uzmanlığını ilgilendiren bir hastalıktır. Hastalık pek çok kas ve sinir hastalığı ile karışabildiği için teşhis uzun zaman alabilir. Teşhiste manyetik rezonans görüntüleme ve elektromiyogram denen yöntemlerden, kastan parça alınarak değerlendirilmesinden ve kanın incelenmesinden yararlanılabilir. Elektromiyogram kasın etkinliğinin normal olup olmadığını gösteren bir testtir.

Bazı kişilerde sonradan ALS’nin sık rastlanan türüne dönüşen bazı motor sinir hastalıkları görülür. Bunlar:

Progresif bulbar felç: Beyin sapını etkileyerek konuşma ve yutma güçlüğüne neden olur.
Progresif kas atrofisi: Alt motor sinirleri etkileyerek iskelet kaslarında zafiyete neden olur.
Primer lateral skleroz: Üst motor sinirleri etkileyerek spastisiteye neden olur, ilerleyişi daha yavaştır.

Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Halen kesin tedavisi olmayan hastalık belirtilere yönelik olarak tedavi ediliyor. İstenmeyen etkilerin önlenmesi, hastanın rahatlatılması ve mümkün olduğu kadar normal yaşamını sürdürmesi amaçlanıyor.
Doğrudan bu hastalığa yönelik bir ilaç bulmak için araştırmalar sürüyor. Hastalığın ilerlemesini etkileyen ilk ilaç olan riluzol 1995 yılında Amerika’da ruhsat aldı. Bu etken maddenin motor sinir harabiyetine neden olduğu düşünülen uyarıcı bir nörotransmiter olan glutamatı engellediği sanılıyor. İlacın hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı, hastanın ömrünü uzattığı, hastanın daha uzun süre iş görmesini sağladığı düşünülüyor.
Görünme Sıklığı Nedir?

Dünya genelinde yüzbinde 8 ila 10 düzeyinde olduğu görülüyor. Bu oranı Türkiye’ye yansıtabilirsek, Türkiye’de yaklaşık 6 ila 7 bin arasında bir hasta olduğu düşünülmüştür.

Genellikle erişkin yaşlarda (40-50) ve erkeklerde kadınlara göre biraz daha fazla görülüyor. Sıklığı 100.000 de 1-1,5 civarında. (İnsidans) Daha genç ve daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabiliyor ve genellikle zayıf insanlarda görüldüğü dikkat çekiyor.
Diğer

Farklı Adlandırmalar

Hastalığın adının anlamı omurilikte kasları besleyen yan (lateral) taraftaki sinirlerin zarar görmesiyle kasların beslenememesi ve katılaşmasıdır. Hastalık ABD’de Lou Gehrig hastalığı olarak biliniyor. Bazı Avrupa ülkelerinde MNH yani motor sinir hastalığı ya da Charcot hastalığı olarak da geçiyor. Aslında MNH, ALS’nin de içinde olduğu hastalık grubunun genel adı. Charcot ise hastalığı ilk tanımlayan hekim. Uluslararası isim olarak genellikle ALS/MNH veya İngilizce metinlerde ALS/MND geçmektedir.

Hastalığın Nedeni

Hastalığın nedeni tam olarak bilinmiyor. Araştırmacılar sinirlerin bağlantı yerlerinde glutamat denen bir nörotransmitterin aşırı miktarda bulunduğunu, bunun normal iletiyi engellediğini buldu. Bu fazlalığın nedeni ise henüz bilinemiyor. Tarım ilaçları gibi bazı çevresel etkenlerin hastalığı tetiklediğinden şüpheleniliyorsa da kesin bir bilgi yok henüz.

Hastalığın Oluşumu

Hastalığın nedeni bilinmediğinden nedene yönelik olarak da tedavi edilemiyor. Üst motor sinirlerin yani beynin motor korteksinin hasarı sonucu kas spastisitesi ve katılık oluşur. Beyin sapı ve omurilikte bulunan alt motor sinirlerin hasarı ise kas güçsülüğü, atrofi (kas erimesi) ve fasikülasyona (kas seyirmeleri) neden olur. ALS genellikle hem üst hem de alt motor sinirleri tutar. Fransız nörolog Charcot ilk kez 1874 yılında hastalığın özelliklerini tanımlamış, omurilik ve kas belirtilerine dayanarak ALS ismini vermişti.

Hastalık her kesimden insanda görülebilmesine karşın ALS’ye erkeklerde ve yaşlılarda daha fazla rastlanır. Ortalama başlangıç yaşı 55 olsa da, son zamanlarda daha genç kişilerde teşhis edildiği gözleniyor. ALS 12 yaşında da, 98 yaşında da görülebilir.

Toplumda rastlanma sıklığı olarak 100.000 kişide 0.5-2.4 sayısı veriliyor. Belli bir nüfusa bakıldığında ise yüz bin kişiden on birinin hasta olduğu görülür.

ALS bulaşıcı bir hastalık değildir. Ama bazı kişilerde kalıtsal yani ırsi özellik gösterebilir. Tüm ALS hastalarının yaklaşık %10′unda hastalık kalıtsaldır. Bu duruma ailevi ALS deniyor. Kalıtımla ilgisi olmayan tipe ise sporadik ALS denir. Ailevi tipte anne veya baba ALS olduğunda doğan her iki çocuktan birinde hastalık olabilir.

Solunum Desteği

ALS eninde sonunda solunum kaslarındaki zafiyete bağlı olarak solunum yetmezliğine neden olur. Bu nedenle hastalığa yakalananların yarısı solunumlarını cihazla yapay olarak sürdüremezlerse üç yıl içinde kaybedilirler. Aslında mekanik solunum sağlandığı ve ortaya çıkan diğer problemler giderildiği sürece ALS ölümcül bir hastalık değildir. Yapay solunum burundan (nazal) veya trakeostomi denen soluk borusunda açılan delikten yapılabilir. Konuşma ve yutması iyi olup fazla ağız salgısı olmayan hastalarda burundan solunum denenebilir. Daha ucuz olan bu yöntem basit bir maskeyle kolaylıkla evde uygulanabilir. Burundan solunum uygun hastalarda solunumun rahatlatılması ve ömrün uzatılmasına yardımcı olan mükemmel bir seçenektir. Özellikle bulbusun etkilendiği hastalarda tercih edilen trakeostomi ise uzun süreli yaşam desteği sunar. Bu hastalara gerekli bakım uygulandığında ve gelişebilecek problemler engellendiğinde uzun yıllar yaşamlarını sürdürebilirler.

Hastalığı Anlamanın Önemi

ALS’li hastalar ve yakınları yapay solunumla ve diğer tedavi uygulamaları ile ilgili yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmalı, en uygun yönteme yine kendileri karar vermelidirler. Her bireyin kendi hayatı ile ilgili kararları alma hakkı olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle hastalıkla ilgili tüm bilgilere ulaşma, tedavi seçeneklerinin hepsini bilme, tedaviye başlama ve tedaviyi sonlandırma haklarının bilinciyle hareket edilmesi önemlidir.
Halen ALS hastasının karşılaştığı sorunların çözümüne yönelik çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Etkin bir bakım ile karşılaşabilinecek tıbbi sorunlar engellenebilir, ömür uzatılabilir ve mümkün olan en iyi hayat kalitesine ulaşılabilir. Oluşabilecek değişikliklere hazırlıklı olup hızla uygun çözümlerin bulunması ALS hastasına daha sağlıklı bir hayatın sunulması açısından büyük önem taşır

6

Şubat
2014

Bir Velinin ögretmenden cocugunu sınıf gerisine atma istegi

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  102 views

Bir Velinin ögretmenden cocugunu sınıf gerisine atma istegi

Baş döndürücü bir hızla değişen teknolojinin aynı hızla bizlerden bir şeyler götürdüğünü , aile ilişkilerimizi zayıflattığını ve bunun sonucunda da toplumsal yapıda bozulmalara yol açtığını belirtmiştim.

Baş döndüren bir hızla artan tv dizileri ,magazin programları, spor müsabakaları ve daha bir çok program. Eskiden bir araya gelen aile bireyleri oturur sohbet eder ,birbirlerini dinler ve böylece toplumsal sorunlarda az olurdu.

Yeni Eğitim Öğretim dönemine yeni okulumda başladım. Merkezi bir okul olması nedeniyle büyük ve de geçmişi başarılarla dolu bir okul. Bulunduğu konum itibariyle de ailelerin sosyo-ekonomik durumları gayet iyi. Okutacağım sınıf ilkokul 2. Sınıf olacaktı.

Okulun açıldığı ilk gün yanıma bir velim geldi ve aramızda aynen şu konuşmalar geçti.

-Hocam merhaba . Ben x in velisiyim. Okulumuza hoş geldiniz.

- Hoş bulduk abla. Teşekkür ederim.

-Hocam ben x in 1. Sınıfa geri yollanmasını istiyorum.

-Neden böyle bir istekte bulunuyorsunuz?

- Çocuğum seviyesi sınıftaki arkadaşlarına göre çok zayıf. Geçen yıl ki öğretmeni çok ilgilendi ama olmadı.

- Ben henüz sınıfa girmedim ve öğrencileri tanımıyorum. Ayrıca böyle bir şeye ihtiyaç varsa neden geçen yıl bu yapılmadı?

- Öğretmenine çok ısrar ettim ancak bırakmadı.

- Çocukları tanımıyorum. Onları tanımam en az bir ay sürer. Bir ay sonra da böyle bir ihtiyaç olursa ki olacağını düşünmüyorum ,bunun resmi olarak mümkün olması lazım.

-Hocam lütfen bırakın.

- Böyle bir şey yapamam. Çocuğunuzun seviyesi dediğiniz gibi düşük ise normale yakınlaştırmak için elimden geleni yapmaya çalışacağım. Sınıfta kalmasına ihtiyaç duyulursa ki sanmıyorum 2. Sınıfın sonunda bırakırız. Böylece psikolojik olarak çocuk rahatsız olmaz.

-Peki hocam siz nasıl uygun görüyorsanız öyle olsun..

Söz konusu konuşmaları yaptığım velimi o günden sonra hiç görmedim. Oysa ki bu velim çocuğunu çok sevdiğini ve onun için her şeyi yapabileceğini söylemişti.

Daha önce yaklaşık 3 yıllık bir süreç zarfında Özel Gereksinimli Bireyler ile çalışmamın ve edindiğim tecrübelerin de yeni okulum da bana epey bir faydası olmuştu.

X ile okulun ilk haftaların da yaptığım konuşmalar ve derste yaptığım gözlemler sonucun da diğer arkadaşlarından bir farkı olmadığını gördüm. Sadece akademik olarak seviyesi düşüktü.Unuttuğu harfler vardı ve söylediklerimi yazamıyordu.

X in 1. sınıf öğretmeniyle telefonda görüştüm. Aramızda geçen konuşma aynen şöyle:

-Hocam iyi günler. Ben geçen yıl ki sınıfınızın yeni öğretmeniyim. Müsaitseniz X ile ilgili birkaç sorum olacaktı.

- İyi günler hocam. Yeni göreviniz hayırlı olsun. Siz sormadan ben X i ve annesini size anlatayım dilerseniz?

- Lütfen.

- X geçen yıl okula geldiğinde gelişimsel özellikleri okula başlamasına müsait değildi. Annesine seneye okula yollayın,bu sene başlarsa sınıfta zorlanır ve sonrasında sıkıntılar yaşar dedim. Ancak anne itiraz etti ve çocuğumu okula alacaksınız diye ısrar etti. Normal de X in bir sıkıntısı yok ancak sınıftaki diğer arkadaşları ondan yaş olarak büyük oldukları için sınıfta gerilerde kaldı. Aile destek vermediği için ödevlerini de yapamadı.

- Peki anne neden bu kadar ilgili görünüyor?

-Geçen yıl yaptığı hatayı düzeltmeye çalışıyor. Çocuğu 1. Sınıfa yollarsanız yinede değişen bir şey olmaz hatta x daha çok içine kapanacaktır.

- Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim sayın hocam. Yeni görev yerinizde başarılar dilerim.

- Rica ederim hocam. Size de başarılar dilerim.

….

Konuşmalardan da anlaşılacağı üzere sorun öğrencimizde değil tam aksine bilinçsizce işin içine giren velimizdeydi. Zaman geçtikçe X okumayı tamamen söktü. Söylenenleri artık nereyse herkesten önce yazabiliyor. Matematik düzeyide ortalama düzeye geldi . V.s…

Bir önceki yazım da belirtmiştim. Eğitimin cansuyu durumundaki velilerimiz maalesef giderek eğitimin en önündeki engel olmaya başladılar. Velilerimize bir an önce eğitim semirleri düzenlenmesi gerektiğini ısrarla belirtiyorum…

Saygılarımla…

Huzurevlerine kabul koşulları, başvuru yerleri ve istenilen belgeler nelerdir ?

Kabul koşulları:
1) 60 yaş ve üzeri yaşlarda olmak,
2) Kendi gereksinimlerini karşılamasını engelleyici bir rahatsızlığı bulunmamak yeme, içme, banyo, tuvalet ve bunun gibi günlük yaşam etkinliklerini bağımsız olarak yapabilecek durumda olmak,
3) Ruh sağlığı yerinde olmak,
4) Bulaşıcı hastalığı olmamak,
5) Uyuşturucu madde yada alkol bağımlısı olmamak,
6) Sosyal ve/veya ekonomik yoksunluk içinde bulunduğu “Sosyal İnceleme Raporu” ile saptanmış olmak.

Başvuru yerleri:
1) Yaşadıkları mahaldeki Huzurevi ve/veya Merkez Müdürlükleri,
2) İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü,
3) İlçe Sosyal Hizmetler Şube Müdürlüğü,
4) SHÇEK Genel Müdürlüğü’ne bir dilekçe ile başvuru yapılabilir.

Mülki Amirler, Muhtarlar, Kolluk Kuvvetleri, Belediye Başkanlıkları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşlar tarafından İl Müdürlüklerine bildirilen acil durumdaki yaşlılar için yaşlının başvurmasına gerek kalmaksızın kabul süreci başlatılabilmektedir.

Basın yayın organlarındaki haberler de bildirim olarak kabul edilir.

İstenilen belgeler:
1) Dilekçe,
2) Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği,
3) İkametgah Belgesi,
4) Gelir durumunu gösterir belge örnekleri,
5) Sağlık Kurulu Raporu,
6) Sosyal Çalışmacı tarafından düzenlenecek Sosyal İnceleme Raporu,
7) İl Müdürlüğünce düzenlenecek yoksulluk belgesi.

Sağlık Kurulu Raporunun karar bölümünde; “Huzurevine girmesinde sakınca yoktur” ya da “Huzurevi, Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde bakım görmesinde sakınca yoktur” şerhi yer almalıdır.

Sosyal İnceleme Raporu ve diğer belgelerle birlikte değerlendirilerek kabulü uygun görülen yaşlının dosyası, yaşlının cinsiyeti, kalmak istediği oda tipi ve başvuru tarihi itibariyle kabulü yapılır veya sıraya alınır.

Yerleşmek istenilen kuruluşun kapasitesi dolu ise yaşlı sıraya alınır, sırası gelince kabul edilir.

Acil bakım ihtiyacı olan yaşlı, SHÇEK Genel Müdürlüğü’nce Türkiye genelinde uygun bir huzurevine hemen yerleştirilebilir.

Özel Kreş ve Gündüz Bakımevi ve Çocuk Kulübü açmak için gerekli olan koşullar nelerdir ?

Özel Kreş ve Gündüz Bakımevi veya Özel Çocuk Kulübü açmak için, bulunulan ilin İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne müracaat etmek gerekir.

İl Sosyal Hizmetler Müdürlükleri, 2828 sayılı SHÇEK yasası doğrultusunda çıkarılan “Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri ile Özel Çocuk Kulüpleri Yönetmeliği”nde belirlenen kriterler çerçevesinde kuruluş açmak isteyen kurucu adaylarını yönlendirirler.

28

Mayıs
2012

Evlat edinmek için nereye başvuruda bulunabilirim

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: 1  |  1.092 views

Evlat edinmek için nereye başvuruda bulunabilirim ?

Türkiye’de ikamet ediyorsanız, ikamet ettiğiniz ilin İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne şahsen başvurmanız gerekmektedir.

Yurt dışında ikamet eden T.C. vatandaşlarının 0312.229 37 94 numaralı faksa yurt dışı ikamet adreslerini içeren dilekçeyi göndermeleri yeterli olmaktadır.

Toplam 4 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234

© Tüm Hakları Saklıdır - RehabilitasyonMerkezleri.Net – Rehabilitasyon Merkezleri
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Wordpress Tema alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!
seviyeli sohbet | bedava sohbet | yemek tarifleri | iyi sohbet | islami chat | sohbet chat | sohbet | sohbet siteleri | sohbet odaları | seviyeli sohbet odaları | irc hosting | sohbet