2

Mayıs
2014

Kekemelik ve Hipnoz

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  2.739 views

Kekemelik ve Hipnoz

Konuşma zorluğu iki farklı nedenle oluşmaktadır.  A- Organik nedenler: Beyin yapısındaki sorunlar, ses tellerinin yapısal kusurları, ağız, dil, diş dudak kusurları. Bu tür nedenlerle yapıdan kaynaklanan tıbben organik kusurların çözümü ancak o sorunun çözümüyle konuşma işleminin düzelmesini sağlar. Hipnoz bu tür organik kusurlarda moral desteğinin ve kişisel eforun gelişmesini sağlar.
B- Psikolojik nedenler: Yapısal olarak kusurlu olmayıp, psikolojik nedenlerle konuşmayan, takılan ve kekeleyen kişiler bu grubu oluşturur.
Bu nedenleri açtığımızda, taklit, dikkati çekme, korku ve travma gibi başlıklar konuşma zorluğunu geliştirir.
Taklit: Ailede konuşma zorluğu yaşayan birileri varsa aile içinde küçüğün yanında, “babası, amcası veya annesi de küçükken kekelerdi”, gibi konuşmalar doğru değildir. Bu tür empozeler adeta hipnotik etki yapar ve “Demek ki ben de bir süre kekeleyeceğim”, düşüncesini beraberinde getirir.
 
Dikkati çekme: Küçük kendini kabul ettirmek, istediğine erişmek üzere kekeleme taklidiyle başladığı yanlışlığı uzun yıllar kabullenerek sürdürür.
Korku: Herhangi bir hayvandan veya olaydan etkilenerek korkan küçük konuşma zorluğuyla kekelemeye başlar. Aile bu olayı ilgi odağı haline getirirse konuşma bozukluğu sürekli kekelemeye dönüşür. Geçici olması gerekirken ayrılmaz bir parçaya dönüşür.
Travma: Herhangi bir travma, kaza çarpma vb. nedenlerle açığa çıkan bedensel olmayan bir bozukluktur, İstenmeyen ve başarıyı engelleyen bir yaşam tarzı olan kekemelik kişi için olduğu kadar, yakınları, iş arkadaşları ve ailesi içinde önemli bir sorundur. Psikolojik konuşma bozukluğu olan kekemelik derece derecedir.
Öylesine ağır konuşma zorluğu çekenler vardır ki, ismini bile söylemekte zorlanır, kasılır, tikleri artar, dövünür, uğraşır durur, Daha hafifleri vardır; zaman zaman heyecanlı, gergin anlarda, telefon başında vs nedenlerle başlayan, hatta bazı kelime veya harflerle açığa çıkan bozukluklar. Ne türden olursa olsun, yeter ki organik nedenlerle dayanmasın.
Kişinin konuşma merkezine hipnotik yaklaşımla erişildiğinde psikolojik nedenlere dayanan konuşma bozuklukları düzeltilebilmektedir. Buradaki kıstas ve yapılan görüşmelerde dikkat edilen konu, kişinin zaman zaman şarkı söylerken, şiir okurken ve rahat zamanlarında güzel konuşup konuşmadığıdır. Yapılacak beyin grafileri ve laboratuar araştırmalanyla organik nedenlere dayanıp dayanmadığı öğrenilebilir.
Dil, dudak, diş yapısında kusur var mı, ses tellerinde konuşmaya bağlı hastalık var mı, araştırılır. Hepsi olumlu sonuç vermişse, sorunun çözülmesi mümkündür. Hipnoza hazırlanıp alınan, konuşma zorluğu çeken kişiye aşağıda örneğini göreceğiniz şekilde Bilinçli Hipnoz anında kişi rahatlamakta, kendine güven duygusu kazanmakta, ilgi ve dikkat alanından genişlemekte, toplumla bütünleşmekte, her ortamda daha doğal ve cesaretli olmaktadır, seans uygulanır.
Uygulayıcı, birinci bölümde moral desteği ve başarma imajı verir. İkinci bölümde ise hipnozu daha da derinleşerek “Benden sonra tekrarla” komutuyla devam eder. Bu işlem tamamlanınca üçüncü bölüme geçer. Başaracaksın anlayışıyla telkinleri özetleyerek tekrarlar. Uygun metotlar altında hasta hipnoza alınarak sakinleştirilir ardından konuşmayla ilgili özgün telkinler başlar.

Kaynaklar:

UZMAN PSK HAYRETTİN ŞAHİN

2

Mayıs
2014

Cocuklarda altını ıslatma

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  134 views

Cocuklarda altını ıslatma
Çocuklar genellikle 18-24 aylar arası tuvalet eğitimi almaya hazırdır. Gelişimi normal olan çocukların bir çoğu 2-3 yaş döneminde tuvalet gereksinimini haber verir, ancak bu yaşlarda organları üzerinde tam kontrol sağlayamadıkları için zaman zaman altlarını ıslatabilirler. Alt ıslatma ya da tıbbi adı ile enürezis, beş yaşını geçmiş ya da eşdeğer gelişim düzeyine ulaşmış çocuğun geceleri yatağını ya da gündüzleri giysilerini ıslatması sorunudur. Alt ıslatmanın bir sorun olarak değerlendirilebilmesi için bunun ardışık üç ay boyunca haftada en az iki kez görülmesi gerekmektedir. Bu davranış sadece bir maddenin (örneğin idrar söktürücüler) ya da genel bir tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı ise bu tanı konulamaz.

Alt ıslatmaya neden olan ve tanı konulmadan önce araştırılması gereken hastalıklar: Bu hastalıkların varlığını tespit edebilmek için çocuk psikiyatristinizden önce çocuk hastalıkları hekiminize başvurmanız gerekmektedir.

• Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)çocuklarda alt ıslatma
• Diabetes Insipitus I (Sık idrar çıkma ile kendini gösteren bir hastalıktır)
• Hipertiroidi (Tiroid bezinin aşırı çalışmasıdır)
• Kronik Böbrek Hastalığı
• Epilepsi (Halk arasında sara nöbetleri olarak da bilinir)
• Diüretik (İdrar söktürücü) ya da lityum kullanımı
• İdrar Yolu Enfeksiyonları
• Kabızlık
• Anatomik Sorunlar
• Uygunsuz ADH Sendromu (İdrar miktarını azaltan hormonun uygunsuz salınımı)

NEDEN OLUR?

1- Merkezi Sinir Sisteminin Gelişmesinde Gecikme

Sebebi tam olarak bilinmemesine rağmen alt ıslatan çocuklarda merkezi sinir sisteminin gelişiminde aksaklıkların olduğu yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Fizik muayenelerde de boy kısalığı, motor gelişim geriliği, dil gelişimi geriliği, kemik yaşının küçük olması gibi bulgulara sıklıkla rastlanır. Çocuğun yaşının ilerlemesiyle sorunun ortadan kalkmasının da bunun bir kanıtı olduğu belirtilmektedir.

2- Genetik Nedenler

Ailede hem anne hem babada çocukken alt ıslatma öyküsü varken, çocukta alt ıslatma görülme sıklığı yaklaşık %75 olarak bulunmuştur. Tek ebeveynin çocukluğunda böyle bir hikaye varsa bu oran %40- 50 civarındandır. Tek yumurta ikizlerinde de ikisinde birlikte alt ıslatma sorunu ikiz olmayan kardeşlerden daha sık görülmektedir. Alt ıslatma sorunu olan çocukların ikinci dereceden akrabalarında da alt ıslatma öyküsü oldukça yaygındır. Genetik araştırmalar sonucu bu soruna neden olabilecek çeşitli gen bölgeleri bulunmuştur.

3- İdrar tutucu hormonun salınımında ritmik bozulmanın olması

Böbreklerden su atılımını düzenleyen “Antidiüretik hormon” adı verilen hormonlar sağlıklı bireylerde geceleri daha çok salınırlar. Böylece idrar torbasının geceleri gündüz dolduğu kadar dolması engellenir. Bu nedenle alt ıslatmalar geceleri görülmez. Yapılan çalışmalarda gösterilmiştir ki, alt ıslatma sorunu olan çocuklarda bu hormon geceleri daha fazla salınmamaktadır. Gündüz olduğu gibi az salınan bu hormonlar nedeniyle idrar torbası daha hızlı dolmakta ve çocuk altına kaçırmaktadır.

4- Psikososyal Stresle ilgili nedenler

Bunlardan bazıları:

-Çocuk eve bir kardeşin gelmesiyle bu yeni duruma uyum sağlamakta güçlük çeker, endişe anneyi kaybetme korkusu, artık sevilmeyeceği hisleriyle çocuklarda alt ıslatmabocalar. Bu süreçte yeni gelen bebeğe gösterilen ilgiyi kıskanır ve bu duygular alt ıslatmaya sebep olabilir.

-Bu yaş çocuğu irade kavramını öğrenmeye başlar. Hangi kıyafeti giyeceğine, ne zaman tuvalete gideceğine, hangi oyuncağı ile oynayacağına kendisi karar vererek iradesi gelişir. Fakat bu dönemde aşırı temiz, titiz ve düzenli anneler, çocuklarına tuvalet eğitimini sert verebilirler. Çocuk tuvaleti gelmeden tuvalete gitmeye zorlanabilir. Tuvalete gitmek onun için korku dolu bir deneyim olmaya başlar. Bunu kendi iradesi ile istemeyen çocuk artık orayı sevmeyecektir. Bu nedenle de gece alt ıslatmalar görülebilmektedir.

-Aşırı koruyucu, kollayıcı ve çocuğun her istediğinin yapıldığı ailelerde de çocuk, tuvaletini uygun yere yapmayı öğrenemeyecek ve bebeksi kalmaya çabalayacaktır.

-Olumsuz ve yetersiz anne-çocuk ilişkisi, ebeveynlerde ruhsal sorunların olması, stresli yaşam olayları (kayıplar, ev değişiklikleri gibi) da çocuktaki ruhsal dengeyi bozacağından bu durum kendini alt ıslatma ile gösterebilir.

Uzun yıllar alt ıslatması olan çocukların derin uykularının olduğu tuvaletinin gelmesi hissiyle uyanamadığı bu nedenle alt ıslatmaların olduğu düşünülmüştür. Fakat son yıllarda yapılan çalışmalarda alt ıslatması olan ve olmayan çocuklar arasında uyku derinliği yönünden bir fark bulunamamıştır. Fakat bademcikleri ile ilgili sorunu olan ve bu nedenle ağzı açık uyuyan çocuklarda uyku kalitesi etkilendiği için alt ıslatmaların daha sık görüldüğü de belirlenmiştir.

Alt ıslatmaya neden olduğu düşünülen daha pek çok durum vardır. Fakat alt ıslatma sebeplerinin tümünün arasında genetik yatkınlık en çok üzerinde durulan ve etkisi gösterilmiş etkendir.

TEDAVİSİ NEDİR?

Alt ıslatma sorununda uygulanan tedaviler şunlardır:

o Davranışsal uygulamalar:

-Ebeveyn eğitimialt ıslatma çizelgesi
-Çocuklara uygulanan davranışçı teknikler
-Geç saatte alınan sıvı miktarının azaltılması ve özellikle uyku saatinden önce uyku kalitesini bozacak içeceklerin içilmemesi.
-Gece uyandırma alıştırmaları: Burada amaç idrar torbasını boşaltmak değil çocuğun tuvaletinin gelme hissi ile uyanması arasında bir bağ oluşturarak kendi kendine uyanmasını sağlamaktır. Bu nedenle geceleri çocuğu tuvalete götürmek için birden çok kaldırmak gereksizdir. Bununla birlikte çocuğun tam olarak uyanması sağlanmalıdır. Gece biberonla uykuya geçmek de gece altını ıslatmaları artıracağından yatmadan önce süt içirmek yerine yemek sonrası sütlü takviyeler önerilir.
-İdrar torbası egzersizleri: İşemeler arasındaki sürenin yavaş yavaş artırılması amaçlanır, idrar yaparken kasların kasılıp gevşemesi gibi egzersizler yapılarak kas gelişimi artırılmaya çalışılır.

o Alarm cihazları

Çocuğun altını ıslatması sonrasında alarm veya titreşimle uyandırılması için kullanılan cihazlardır. Ülkemizde pek çok farklı tipi mevcuttur. Klasik koşullanma yoluyla çocuğun uyanması sağlanır. Başarı oranı yüksek olmakla birlikte cihaz çıkarıldıktan sonra nüks oranı çok fazladır.

o Psikoterapi

Alt ıslatmaya sebep olan psikososyal faktörler varsa bu durumun çocukta yarattığı ruhsal sorunların üstesinden gelinmesi için doktorunuz uygun görürse bireysel terapi, oyun terapisi veya aile terapisi önerilebilir.

o İlaç tedavileri

Alt ıslatma tedavisinde ilaç, çocuğun bu durumuna psikosoyal bir durum eşlik etmekteyse; çocukta kaygı bozukluğu, depresyon gibi hastalıklar varsa tercih edilir. Alt ıslatma sorununda kullanılabilen birçok farklı ilaç tedavisi bulunmaktadır. Bu ilaçlar çocuğun ruhsal durumunu düzelterek, idrar torbasının kapasitesini genişleterek, uyku derinliğini azaltarak ve idrar salınımını azaltan hormonları artırarak etkili olurlar. Toplumda yaygın olarak dile getirilen bu ilaçların kısırlık yaptığı, beyne zarar verdiği, çocuğun gelişimini etkilediği ve bağımlılık yaptığı söylentileri asılsızdır.

Evde Neler Yapılabilir?

Gece alt ıslatmaları her yıl %10-20 spontan remisyon gösterir. Ek ruhsal-fiziksel bozukluk kötü gidişin göstergeleridir. Bu nedenle destekleyici olunmalıdır. Utandırmak, bağırmak, dışlamak, cezalandırmak kendiliğinden düzelme olasılığı çok yüksek olan bir soruna faydadan çok zarar verecektir. Bilerek ve isteyerek ortaya çıkan bir durum olmadığı bilinmelidir. Sorunu çözmek için baskıcı ve aşırı disiplinli tutumlardan kaçınmak gerekir. Azarlama, çocukla aranızda bir iletişimsizliğin doğmasına veya çocuğunuzun kendisini kötü ve başarısız hissetmesine yol açar ki bunlar da tuvalet eğitimini kolaylaştırmak yerine daha da zora sokar. Tuvalet eğitimi uygularken çocuk idrar tuttuğu zamanlarda ödüllendirilmeli, idrarını kaçırdığında ise asla ağır bir şekilde cezalandırılmamalıdır. Çocukla konuşarak durumunun geçici olduğu çocuğa anlatılmalıdır. Çocuk başarılı olacağı etkinliklere sevk edilmelidir.

Altını ıslattığı zamanlarda hemen altı değiştirilmeli ve temizlikten haz alması sağlanmalıdır. Çocuğunuz altına kaçırdığında ıslak çamaşırlarını değiştirmesine sakin bir şekilde yardımcı olun. Gece yatağı ıslatıyorsa altını temizleyin, çarşafları değiştirin ve yeniden yatağına koyun.

Çocuğun bu durumunu kardeşleri dahil başkalarıyla onun yanında paylaşmaktan, alaycı ve küçümseyici tavırlardan, altını ıslatma davranışı için çocuğu cezalandırmaktan, bu davranış nedeniyle ortaya çıkan sorunlardan şikayet etmekten, bu davranışı olmayan çocuklarla çocuğu kıyaslamaktan kaçınmaları gerekir.

Tuvalet eğitiminde ne aşırı katı ve baskılı ne de aşırı hoşgörülü ve disiplinsiz olunmalıdır.

Uzman yardımı alın. Bazen bilinçsizce uygulanan davranışsal yöntemler çocuğun yaşam konforunun belirgin bir şekilde bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle uzmana danışarak çocuğunuza özel bir uygulama planlanmasını sağlayın.

Çocuğun bu durumunu kardeşleri dahil başkalarıyla onun yanında paylaşmaktan, alaycı ve küçümseyici tavırlardan, altını ıslatma davranışı için çocuğu cezalandırmaktan, bu davranış nedeniyle ortaya çıkan sorunlardan şikayet etmekten, bu davranışı olmayan çocuklarla çocuğu kıyaslamaktan kaçınmaları gerekir.

Tuvalet eğitiminde ne aşırı katı ve baskılı ne de aşırı hoşgörülü ve disiplinsiz olunmalıdır.

Uzman yardımı alın. Bazen bilinçsizce uygulanan davranışsal yöntemler çocuğun yaşam konforunun belirgin bir şekilde bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle uzmana danışarak çocuğunuza özel bir uygulama planlanmasını sağlayın.

28

Nisan
2014

Engelli Çocuğa Sahip Aileler ve Engelli Çocukların Eğitimi

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  2.206 views

Engelli Çocuğa Sahip Aileler ve Engelli Çocukların Eğitimi

                                                                                                 

Engel-Özür; Bireyin yaşadığı sürece yaş, cinsiyet sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak toplumda oynaması gereken rollerin yetersizlik yüzünden yerine getirememesi durumudur. Yani birey belli bir zamanda, belli bir durumda yapması istenenleri yetersizlik yüzünden yapamazsa yetersizlik özür-engele dönüşür (Sarı, 2000). Engelli çocukların eğitiminin her basamağı (amaç, ilke, eğitim planı, oyun, okula ve aileye düşen görevler vb.) engelli, aile, öğretmen ve toplum için önem taşımaktadır.

Modern kent yaşamında normal bir çocuğa sahip olmak bile ailede pek çok yapısal dönüşümü zorunlu kılıyorken, çocuğun engelli olması aileler için uzun ve yorucu bir yolculuğun başladığı anlamına gelmektedir. Bu makale ile modern yaşamda engelli bireye sahip ailelerin hayat yolculuklarında yaşadıkları sorunlar, engelli çocukların eğitimi ve sorunları ele alınmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Engelli, çocuk, eğitim, aile, öğretmen

*Selçuk Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi (Sosyolog, Aile Danışmanı)

Aileler için engelli bir bireye sahip olmak, yaşamlarının en zorlu deneyimidir. Engelli bir çocuğa sahip olduğunda anne babalar ilk olarak hayal kırıklığı yaşarlar. Çocuklarına ne olduğunu bilemediklerinden hayal kırıklığına uğrarlar. Büyük endişe içindedirler. Kendilerini, eş ve yakınlarını ya da sağlık ekibini suçlarlar.

Çocuklarına tam teşhis konunca bu duygu ve endişeler kaybolmaz. Çocukların durumunun ne olduğunu kabul etme, birkaç ay veya yılları alabilir. Bir

kısım aile ise çocuklarının durum unu kabul etmez.

 

Ailelerin tepkilerini açıklayan dört model vardır. Bunlar (Akkök,1997):

 

1- Aşama Modeli: Ailelerin çeşitli aşamalardan geçerek kabul ve uyuşamamasına geldiğini varsayan modeldir.

2- Sürekli Üzüntü Modeli: Aileler gerek aile içi yaşantıları, gerekse toplum sal tepkilere bağlı olarak sürekli üzüntü ve kaygı içindedirler. Çocuğun farklılığının kabulü ve üzüntü bir arada yaşanabilir ve ailenin uyum süreci böylece gelişir.

3- Bireysel Yapılanma Modeli: Duygulardan çok mantık temel alınır. Ailelerin farklı tepkileri, bu duruma getirdikleri farklı yorumlar, farklı algılara bağlanabilir. Aileler, içinde yaşadıkları çevrenin de değer yargılarına bağlı olarak, gelecek yaşantılarına ve çocuklarının geleceğine ilişkin bilinçli yapılar oluştururlar.

4- Çaresizlik, Güçsüzlük ve Anlamsızlık Modeli: Farklı özellikleri olan bir çocuğun anne babada yarattığı duygular, yakın çevrenin tepkileriyle çok yakından ilişkilidir. Engelli bir çocuğa sahip aileler, kendilerine özgü bir kaygı yaşamaktadırlar. Bu engelli bir çocuğa annelik-babalık etme kaygısıdır. Aileler böyle bir çocuğun doğumu ile karmaşık duygular yaşam akta, durumu kabullenene kadar belli bir süreçten geçmektedirler. Bu sürecin aşamaları; reddetme, öfke, uzlaşma, depresyon ve kabullenmedir.

Engelli bireyin, aile ve toplum içinde kendi rolünü doyum sağlayıcı şekilde yerine getirememesi nedeniyle, diğer kişilerin olumsuz sosyal tepkilerine hedef olmasını içerir. Diğer bir deyişle engel, bozukluğun sosyal sonuçlarını tanımlar ve yetersizliği olan kişinin çevre ile etkileşim ini yansıtır. Bu durum çocuğun ve ailenin sağlıklı şekilde sosyalleşme olasılığını azaltabilir, çevrede korku ve anksiyete yaşanmasına neden olur ve çevredeki kişilerin ön yargılı yorumları ve acıma duyguları ile karşılaşabilirler ( Çavuşoğlu 1994).

Engelli çocuğa sahip ailelerin, özürlü çocuğundan gelecekte beklentisi, kendi kendine yeterli olması, iyi eğitim alarak yeterli duruma gelmesidir. Fakat engelli çocuklarının kendi kendine yeterli olamayacağına inan aileler çoğunluktadır. Engelli çocuğa sahip aileler yoğun olarak ben öldükten sonra çocuğum ne olacak, kendi kendine yeterli olabilecek mi kaygısını yaşamaktalar.            Engelli çocuğa sahip olan ailelerin, çocuğunun özrü ile ilgili ne kadar umutsuz da olsalar, çocuklarının iyileşeceği konusunda mucize beklentileri vardır.1960 ‘lı yıllarda hız kazanan özürlü çocuk ve ailesi ile ilgili çalışmaların hemen hepsinde özürlü eğitim inde, öğretmenlerin ve özellikle ailelerin rolü önemle vurgulanmaktadır.

Engelli çocuk, engel türüne ve derecesine göre çeşitli şekillerde eğitim alabilir. Mevcut sistemde uzmanlar tarafından yapılacak değerlendirmeyle hafif veya orta düzeyde engeli olan, normal okulda eğitim alabilecek çocuklar, diğer yaşıtlarıyla aynı okulda kaynaştırma eğitimine yönlendirilirken, engel ağır düzeyde ise veya çocuk açısından daha faydalı olacaksa ilgili özel eğitim okulu tercih edilir.

Özel eğitim okulları, eğitimin daha faydalı olması, çocuğun öz bakım becerilerini kazanması, kendiişlerini başkasına bağımlı olmadan yapabilmesi ve sahip olduğu özelliklerle hayatta bir yer edinmesine yardımcı olabilmek açısından faydalıdır. Ayrıca bu okullarda çocuğun, eğilimi olan yönlerinin tespit edilerek bu alanlarda kendini geliştirmesi imkânı da sağlanabilir. Örneğin ortopedik engelliler okulunda çocukların tekerlekli sandalye ve diğer destek araçlarıyla birlikte yapabileceği sporlar, el becerileri, müzik ve diğer sanat faaliyetleri öğretilir.    Görme, işitme, zihinsel engelliler okulları için de buna benzer örnekler verilebilir. Ancak yapılan düzenlemelerle önümüzdeki yıllarda özel eğitim okullarının kademeli olarak kapatılması ve engelli çocukların karma eğitime katılması planlanmaktadır. Ağır derecedeki engeller için normal okulların tek katkısı, çocuğun normal arkadaşlarına bakarak olumlu davranış kazanmasıdır. Eğer çocuk normal okulda bir şey öğrenemeyecek durumdaysa, onun için en iyisi uygun özel eğitim okuludur ve bu katkı çocukların yoğun olarak bulunduğu park, çocuk merkezleri gibi yerlerde de sağlanabilir. Bunun yanında özel eğitim ve rehabilitasyon kurumları da çocuklara destek eğitimi verirken rehabilitasyon çalışmalarıyla beceriler edinmesine yardım eder. Ailelere de eğitim verip danışmanlık yaparak çocuğa nasıl destek olunabileceği konusunda bilgi verir. Bu eğitime ailenin vereceği destek, eğitimin niteliği ve sonuca ulaşması bakımından çok değerlidir.

Normal çocukların eğitiminde bile aile desteğinin ne kadar önemli olduğu düşünüldüğünde bunun gereği anlaşılır. Anne baba, bu sayede bir yandan, öğretmene bilgi verip görüş belirterek okul eğitimine, farklı bir boyut katar diğer yandan çocuğun öğrendiklerini evde pekiştirmesine, uygulamasına, geliştirmesine, olumlu davranışları, sosyal beceriler ve iletişim becerilerini kazanması ve okuldan ev ile diğer ortamlara genellemesine yardım eder. Çocuğun kendine güven kazanması, mümkün olduğunca bağımsız davranabilmesi de ailesinin desteğine ve eğitime katılımına bağlıdır. Bu destek, çocuğun dikkatinin artmasını, öğrenmeye, öğretmene ve okula olumlu tutumlar geliştirmesini, hedeflere daha kolay ulaşmasını da sağlar, topluma uyumuna, kişisel ve mesleki gelişimine yön verir. Anne baba bu yolla çocuğuna daha olumlu tutum geliştirir, onunla daha iyi iletişim kurar. Birlikte kazanılan başarılar sonucu büyük keyif ve mutluluk duyar. Bu yüzden onun eğitiminden anlamayacağımız, ona nasıl yardımcı olacağımızı bilmememiz, yanlış yapmaktan endişelenme, öğretmenlerin tutumları ve maddi yetersizlik gibi konulara takılmadan elimizden gelen desteği göstermemiz gerekir.

Çocuğumuz bir şeyler yapabildiğini gördükçe kendisine güveni artacak ve belki de bu öğrendikleriyle hayatını kazanacaktır. Basında ülkemizde ve dünyada engelli olduğu halde büyük başarılar elde etmiş kişilerin herkese örnek olabilecek yaşam tarzları yer alır. Bu örnekleri takip edip ve ona göstermemiz gerekmektedir.

20. yüzyılın başlarında, Batı Avrupa’da ve ABD’de özel eğitime gereksinmesi olan ço­cuklar için ayrı sınıflar açılmaya başlandı. O dönemde ancak hafif özürlü çocukların eği­timden yarar göreceği kanısı yaygındı. Daha ciddi özürlüler evlerde tutuluyor, okula gönderilmiyordu. Özel sınıflarda eğitilenlerin de okuldaki öbür çocukların arasına karışmasına izin verilmiyordu.
II. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımdan sonra birçok ülkede, özrüne bakılmaksızın tüm çocuklara öğrenim hakkı tanıyan yasalar kabul edildi. Hafif özürlüler normal çocukla­rın gittiği okullara alınırken, onlara ayrıca özel dersler verilmesi öngörüldü. Daha ciddi sorunları olan çocuklara ayrı sınıflar açılmak­la birlikte bahçede, yemekhanede ya da jimnastik salonunda öbür çocuklarla birlikte olma olanağı tanındı.

Çok ağır durumda olanlar ise bu gibi çocukların bakıldığı yatılı okullara gönderildi

Ülkemizde engellilerin eğitimi ve eğitim alabileceği kurumlara birazdan değineceğiz. Literatür taraması yaptığımızda hangi engel türlerinin olduğunu ve buna göre engellilerin eğitimlerinin ne şekilde olacağını açıklamaya çalışalım.

Bedensel Engeli Olan Çocuklar

Bazı bedensel özürlü çocuklar koltuk değneği ya da tekerlekli sandalye yardımıyla çevrelerindeki okullara gidebilmektedir. Modern araç gereçler sayesinde okullardaki etkinliklerin birçoğuna katılabilmekte, özel kalem tutacakları yazmalarına yardımcı olmakta, yazı makineleri ve bilgisayarlar özürlülerin gereksinimlerine göre ayarlanabilmektedir. Eğitim programları çocukların öğrenme yeteneklerine ve gereksinimlerine göre hazırlanır.

Görme Engelli Çocuklar

Görme sorunu olan çocuklar, görme özürlü olarak nitelenir. Görme bozukluklarının çeşitli nedenleri vardır. Bazdan tedavi edilebilirken, bazıları için hiçbir şey yapılamaz Görme engelli çocukların bir bölümü hiçbir şey görmez. Bir bölümü ise, görme duyuları çok zayıflamış olduğu için, normal bir insan gibi yaşamakta ve davranmakta güçlük çeker. Körlerin eğitiminde kullanılan Braille alfabesi, sözcük, sayı ve noktalama işaretlerinin yerini tutan kabartma noktaların farklı biçimlerde düzenlenmesinden oluşur.

Kör çocuklar parmak uçlarıyla Braille’ le yazılmış kitapları okuyabilir, Braille alfabesiyle hazırlanmış özel yazı makinesi ile yazı yazabilirler. Körler ayrıca, okunarak teybe kaydedilmiş “konuşan kitaplar” dinleyerek bilgi edinebilir. Özel bilgisayarlar aracılığı ile basılı metinler Braille’e, Braille ise basılı metne, hatta konuşmaya çevrilebilir. Görme duyuları zayıf olup tam anlamıyla kör olmayanlar büyüteç yardımıyla okuyabilir. Bu durumda olanlar basılı kitapları daha parlak ve net gösteren kapalı devre televizyonlardan yararlanabilir. Normal okullara giden görme özürlü çocukların özel yardıma gereksinmesi vardır. Bu okullarda kabartma haritalar, hesap yapmak için abaküs ve sesli hesap makinesi türünden araç gereç bulunur. Körler yollarını bulabilmek için baston kullanmayı ya da köpek eşliğinde yürümeyi öğrenir.

 

İşitme Engelli Çocuklar

İşitme özrü olan çocukların bir bölümü çok küçükten ya da doğuştan sağır olmak yüzünden konuşmayı öğrenemez ve “sağır dilsiz” olarak büyür. Bir de ağır işitmelerine karşın konuşulanı anlayan ve yanıt verebilenler vardır. İşitme bozukluğu beraberinde iletişimsizliği getirir. Elektronik işitme araçları ile konuşmalar ve sesler yükseltilir. Böylece ağır işitenler daha rahat duyar. İşitme özrü olan çocukları eğitmenin çeşitli yöntemleri vardır. Çocuklara dudak hareketlerini izleyerek “dudaktan okuma” öğretilir. Bu süreç içinde dudakları izleyerek ses çıkarma alıştırmaları yaptırılır ve konuşma öğretilir. Bir başka yöntem de, alfabenin harflerini taklit ederek, parmaklarla yapılan işaretleşmedir. Tam anlamıyla iletişim sağlamak için bu yöntemlerin hepsinden yararlanmak gerekir

Türkiye’de Engelliler İçin Eğitim Kurumları

Engellilere yönelik eğitim programlarının gelişmemiş olduğu ülkemizde çok az sayıda körler okulu vardır. Bunların birçoğu yatılıdır ve “Körler Okulu ve Yetiştirme Yurdu” olarak adlandırılır. Körler okullarının ilk bölümleri iki hazırlık ve altı ilkokul sınıfından oluşur. Orta bölümünde ise normal ortaokul eğitimi yapılır, el becerileri öğretilir. Türkiye’deki sağırlar okulundan tümü körlerinki gibi yatılıdır. Ayrıca gündüzlü öğrenci de alınır. İstanbul, Ankara, Eskişehir illerinde normal okullar içinde sağırlar için özel sınıflar bulunmaktadır. Sağırlar okullarında iki yıl hazırlık, altı yıl ilkokul eğitimi yapılır. Üç yıllık ortaokullarda ise çocuklara beceri kazandırmaya yönelik eğitim verilir. Ülkemizde zihinsel engelli çocuklar için bazı ilkokullarda “alt özel sınıf” adıyla sınıflar bulunmaktadır. Bu sınıflara alınacak öğrencilerin seçimi, yerleştirilmesi ve izlenmesi Rehberlik ve Araştırma Merkezi aracılığıyla yürütülmektedir.

 

 

ENGELLİ ÇOCUKLARIN EĞİTİMİNDEKİ AMAÇLAR

 

Engelli Çocukların Eğitimindeki Amaçlar Şöyle Sıralanabilir:

•Toplum içinde rollerini gerçekleştiren bireyler yetiştirmek,

•Kendi kendine yeterli bir duruma gelmeleri için temel yaşam becerilerini geliştirmek,

•Yetenek ve yeterlilikleri doğrultusunda üst öğrenime, iş-meslek alanlarına ve hayata hazırlamak,

•Yeterli sağlık beslenme ve düzen alışkanlıkları kazandırmak,

•Zihinsel ve bedensel açıdan kendine yeterli bir vatandaş haline getirmek,

•Mevcut istidat ve kabiliyetlerini en yararlı şekilde kullanabilmelerini sağlamak,

•Aşırı ve zararlı etkilerle bağımsızlıklarının engellenmesini kötüye kullanılmasını, istismar edilmesini önleyici önlemler almak,

•Sosyal olaylara ilgi gösterme, sosyal çevre içinde bulunmaktan hoşlanma, başkaları ile işte, oyunda deste ve bütün ilişkilerde işbirliği yapmak,

•Seviyeye uygun devamlı öğrenme alışkanlığı kazandırmak,

•Daha iyi rahat ve düzenli yaşamanın yollarını öğretmek,

•Beden akıl ruh sağlığı yerinde hür ve emniyet içinde yaşayabilecek bir seviyeye getirmek,

•Türkçeyi iyi konuşur, ihtiyaçlarını karşılamada yerinde kullanabilir hale getirmek,

•Anayasamıza göre bireylerin hakları olan zorunlu ilköğretimi everme güçleri oranında gelişimlerini ve topluma yararlı bir vatandaş olmalarını sağlamak,

•Mesleki öğrenim ve çıraklık yapabilecek olanlara bu alanda yetişme ve ilerleme olanaklarını sağlamaktır. ( MEB, 2001; Bilir,1999; Özdoğan, 2000). Engelli çocukların eğitimindeki amaçları yazdıktan sonra birde engelli çocukların eğitimini kapsayan özel eğitim ilkelerine ve içeriğine bakalım.

 

ÖZEL EĞİTİMİN TEMEL İLKELERİ

 

Türk mili eğitimini düzenleyen temel esaslar doğrultusunda özel eğitimle ilgili temel ilkeler şunlardır:

• Özel eğitim gerektiren tüm bireyler, ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetlerinden yararlandırılır.

• Özel eğitime erken başlanılır.

• Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri, sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür.

• Özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitimsel performansları dikkate alınarak amaç, içerik ve öğretim süreçlerinde uyarmalar yapılarak, diğer bireylerle birlikte eğitilmelerine öncelik verilir.

• Özel eğitim gerektiren bireylerin, her tür ve kademedeki eğitimlerinin kesintisiz sürdürebilmesi için her türlü rehabilitasyonlarını sağlayacak kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapılır.

• Özel eğitim gerektiren bireyler için, bireyselleştirilmiş ve eğitim programlarının bireyselleştirilerek uygulanması esastır.

• Ailelerin özel eğitim sürecinin her boyutuna aktif katılmalarının sağlanması esastır.

• Özel eğitim programları geliştirilir (MEB, 2001).

 

ÖZEL GEREKSİNİMLİ ÇOCUKLAR İÇİN PROVİZYON GELİŞİMİ

 

Yasal düzenlemelere bakıldığında 1983’ten bu yana gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de Özel Eğitime muhtaç çocuğun kaynaştırma yoluyla eğitimi önem taşımaktadır (www.egitim.com; Sarı, 2002). Çoğu Özel Eğitimcilere göre okulda öğrenim gören öğrencilerin 1/5’inin özel eğitime gereksinim duyduğu vurgulanmaktadır. Aslında okul popülasyonunun %2’sinin ağır derecede engelli olabileceği belirtilmekte ve bunlar için yapılacak yardımın mutlaka devlet garantisi altında olması gerektiğinde vurgulanmaktadır. Diğer çocuklar ise eğer olanaklı ise okulun her türlü fırsatlarından yararlanmaları ve özel destek servislerinden yardım almaları gerekir (Sarı, 2002). Özel Eğitime muhtaç çocuk kategorisinde üstün zekâlı ve araştırmalara göre bu çocukların çoğu duyularının normal eğitimle gelişemediğini ve bu çocukların özel eğitime ihtiyaçlarının olduğu ve onlarında karşılanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu durum 1970 yılından beri gelişmiş ülkelerde de savunulmaktadır. Programın yoğunluğu, bu çocukların belirlenmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması ülkemizin geleceği açısından düşünüldüğünde çok            önemli olduğu göz ardı edilmemelidir. Ayrıca üstün zekâlı ve yetenekli çocukların da özel gereksinimlerini olduğu zaten bilinmektedir (Sarı, 2001; Denton ve Postledhwaite, 2000).

 

BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİM PLANI

 

Yasal düzenlemelere bakıldığında ilköğretime yeni başlayan çocuğun gerçek ve çok yönüyle tanılama ve değerlendirmelerden sonra orta ve ileri derecede her hangi bir yönden engelinden dolayı güçlüğü varsa o zaman Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı aşağıdaki özellikler göz önüne alınarak hazırlanır (www.egitim.com; Sarı, 2002).

• Çocuğun öğrenme güçlüklerine neden olan durumun doğası,

• Çocuğun özel eğitim gereksinimi için yapılan uygulamalar(formasyon),

• Verilen desteğin sıklığı ve çocuğun eğitiminde görev alan kişiler(Öğretmenler ve uzmanlar gibi)

• Özel programların uygulanması için gereken materyaller, araçlar ve gereçler,

• Evde ailelerin çocuğa yapacağı yardım ve derecesi,

• Verilen zaman içerisinde başarılan ve çocuk tarafında gerçekleşmesi beklenilen hedefler,

• Çocuğun ihtiyaç duyduğu tıbbi veya psikolojik danışmanlık gereksinimleri,

• İzleme ve değerlendirmeye yönelik düzenlemeler,

• Bireyselleştirilmiş eğitim planlarının gözden geçirilmesiyle ilgili belirlenen tarihleri içermelidir(Dean, 1996). 

 

ENGELLİ ÇOCUĞUN ERKEN EĞİTİMİNDE KARŞILAŞILAN

SORUNLAR/GÜÇLÜKLER

 

0–3 yaşları arasını kapsayan erken çocukluk dönemi gelişimde çok önemli ve kritik bir dönemdir. Bu yıllarda, daha sonraki gelişimin üzerine şekilleneceği pek çok beceri kazanılır. Bu nedenle hükümetlerin yasa, politika, program ve ödenek açısından en büyük önceliği tanımaları gereken dönem erken bebeklik/çocukluk dönemidir. Çocukluğun ilk yılları ana-baba, aile üyeleri ve diğer yetişkinlerle olan deneyim ve etkileşimlerin çocuğun gelişimini etkilediği dönemdir. Öyle ki bu deneyim ve etkileşimler çocuklar açısından yeterli beslenme, sağlık ve temiz su kadar önemlidir. Doğum öncesi dönemde, doğumdan sonraki ilk aylarda ve yıllarda olup bitenlerin etkisi, yaşam boyu belirleyici olabilir. Bir çocuğun nasıl öğrendiğini, okulda ve genel olarak yaşamda nasıl ilişkiler kurduğunu belirleyen güven, merak, amaçlılık, kendi kendine denetleme, ilgi, iletişim ve işbirliği kapasitesi gibi temel beceriler, çocuğun ana-babasından, okul öncesi dönemi öğretmenlerinden ve bakıcılarından gördüğü özen ve şefkate bağlıdır (Unicef, 2001). 

Engelli çocuklarının eğitimin gerçekleştirilmesinde özellikle ülkemiz koşullarında karşılaşılan pek çok güçlük bulunmaktadır. Bunlar;

Önlemede karşılaşılan güçlükler, belirleme ve değerlendirmede karşılaşılan güçlükler, yasal güçlükler, personel yetersizliği ve mevcut programlar’ dır (Ysseldyke ve ark., 2000). 

Önlemede Karşılaşılan Güçlükler

Doğum istatistikleri özel eğitim sisteminin karşı karşıya oldukları problemlerin belirlemesinde iyi bir göstergedir.1990’ların sonlarına doğru erken tanı ve önleme konusunda tüm dünyada meydana gelen gelişmelere rağmen, bebekler bir seri risk faktörü yaratan durum ile dünyaya gelmektedirler. Bu risk faktörleri erken yaşta anne olmak, annenin uygun olmayan çevresel koşullara maruz kalması, sigara, içki ve diğer bağımlılık yaratan maddeler kullanılması olarak belirlenmektedir. Bu faktörler zihinsel ya da fiziksel yeterlilik durumuna neden oluşturmaktadır (Ysseldyke ve ark.,2000). 

Dünyada bebekler bir ya da daha fazla risk faktörleri ile dünyaya gelmektedirler. Bu faktörler;

Doğum öncesi bakımın olmayışı geç oluşu, annenin aldığı kilonun azlığı, annenin hamilelik sırasında sigara kullanması, annenin hamilelik sırasında alkol kullanması olarak belirlenmiştir.

Ülkemizde yapılan araştırmalarda da doğum öncesi bakımın yeterli olmadığı, bebeklerin düşük doğum ağırlığı ile dünyaya gelmelerinin yüksek oranda olduğu ve bunların risk faktörlerini oluşturduğu vurgulanmaktadır (Sucuoğlu, 1998). 

 

Belirleme ve Değerlendirmede Karşılaşılan Güçlükler

Erken eğitim programlarının başlatılabilmesi bu programlara gereksinim duyan bireylerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi ile mümkün olmaktadır. Pek çok çocuk için okula başlamadan önce temel değerlendirme, çocuğun doğumunda yürütülen tıbbi değerlendirme ile sınırlı kalmaktadır. Bu tip değerlendirmede (Hastanede yapılan doğumlarda) çocuğun boyu, kilosu ölçülmektedir. PKU testi için kan alınıp ve ayrıca çeşitli duyusal gözlemlerde yapılmaktadır (Ysseldyke ve ark., 2000).

Yasal Güçlükler

ABD’de her ne kadar erken eğitim programları 1980’lerde hız kazanmış olsa da yasal düzenlemelerin 1964 yılına kadar uzandığı dikkati çekmektedir. Bu yasada engelli bebekler ve çocuklar için gerekli paranın devlet tarafından karşılanması öngörülmüştür. Yine bu yasada; bebek ve çocuklara tüm aşamalarda yapılması gerekenler, kullanılacak araçlar ve gerekli personel tanımlanmıştır (Taylor, 1993). 

Personel

Erken eğitim programlarının amacı engelli ya da risk durumunda olan bebeklerin/çocukların gelişimi en üst düzeye çıkarmaktır. Erken eğitim programlarının amacına ulaşması büyük ölçüde bu programları uygulayacak personelin niteliklerine bağlı olarak değişiklik gösterecektir. Bu nedenle personel gereksinimi, çocuklara sağlanan servislerin önemli bir konusunu oluştururlar (Bricker, 1998).

Erken eğitim alanında çalışacak personelin; erken bebeklik dönemi özelliklerini tanıyabilme, çocukların gelişimini değerlendirebilme, erken eğitim programları hazırlama ve uygulayabilme, engelli ya da risk durumunda olan çocukların ailelerinin özelliklerini, gereksinimlerini tanıyabilme, önceliklerini belirleyebilme, anne-babalarla çalışma becerisini sahip olma gibi özellikler taşımaları gerekmektedir (Kirk ve ark., 2002).

Erken Eğitim Programları

Dünyada 0–3 yaşları arasındaki engelli ya da risk durumunda olan çocuklar için değişik program yaklaşımları benimsenmekte ve hızla yaygınlaştırılmaktadır. Ülkemizde engelli ya da risk durumunda olan çocuklar ile yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Okul çağındaki engelli çocuklar için birçok eğitim olanağının sağlanmasına karşın özellikle 0–3 yaş grubu için yapılan çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu çalışmalar çoğunlukla üniversitelerin özel eğitim bölümlerinde gerçekleştirilmektedir (Ysseldyke ve ark., 2000). 

 

SONUÇ VE ÖNERİLER

 

Engelli bir bireye sahip olmak ailelerde duygusal, sosyal, ekonomik ve fiziksel yüklenmelere neden olmaktadır. Sosyal hayatta pek çok sorunla baş etmeye çalışan aileler, özel gereksinimleri olması nedeniyle engelli bireyle yaşarken daha fazla güçlüğün üstesinden gelmek zorundadırlar. Kurumsal yapılanmalar her ne kadar ailelerin yükünü hafifletse de toplumsal ön yargıların devam ediyor olması önemli bir sorun olarak durmaktadır.

            Engelli eğitiminde; çocukların eğitimlerinin yanı sıra ailelerin de eğitilmesi sağlanır. Yeni yaklaşımlarda ailenin; sadece verilen eğitimi uygulayan değil işbirlikçi, çocuğun sorunlarına çözümler üretebilen nitelikte olması gerektiği savunulur. Yine kaynaklar aile-öğretmen işbirliğini hem çocuğun gelişimine hem de aile-öğretmen ilişkisine olumlu katkılar sağlayacağını savunur.

Öğretmeni çocukla ilgili bilmediği bir özelik iş birliği ile paylaşılırsa çocuk öğretmen arasında olası problemlerin önüne geçer. Çalışmalar ailelerin çocuklarının gelişimler üzerinde çok önemli etkiye sahip olduklarını gösterir.

Çocuğuyla konuşan anne-babanın, ona sebepler anlatan anne-babanın çocuklarının dil gelişimleri mutlaka iyi olacaktır. Eğitimin kim tarafından ve nasıl verileceği önem taşımaktadır. Danışman verirse, hem aileler çocuklarının eğitimine nasıl katkıda bulunacaklarını öğrenir hem de ailenin içinde bulunduğu psikolojik durumda, ailenin bu stres faktörlerine uyum sağlayıp çözümlemesi sağlanabilir. Eğer bu alanda uzman bir danışman yoksa özel eğitim uzmanı da psikolojik yardımla ilgili gerekli yönlendirmeleri yaparak aile eğitimini verebilir. Bu eğitim, engelle ilgili bilimsel bütün öğeleri içinde barındırmalıdır.

Küçük el broşürleri, doktorların, danışmanların aktaracağı bilgilerle bu bilimsel öğeler ailelere sağlanabilir. Aileyi ve engelli çocuğu çok iyi dinlemeli, tepkilerini anlamalı ve doğru yönlendirmeler ile onlara destek olunabilir. Engelli eğitimi amacına uygun, programlı, aileyle işbirliği yapılarak ve ailenin aktif katılımıyla yapılmalıdır.

Engelli Eğitimi İle İlgili Öneriler Şunlardır;

Özel eğitime tanılama ile başlanması, sürekli olması, sosyal ve fiziksel çevreden ayırmadan planlanıp uygulanması, eğitsel performansları dikkate alınarak diğer bireylerle eğitilmeleri, bireyselleştirilmiş eğitim planı geliştirilmesi, ailenin bütün süreçlerde eğitime aktif katılımı ve bireylerin toplumla etkileşim ve karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayarak planlanmalıdır. Engelli çocukların her tür ve kademedeki eğitimleri, ‘Erken çocukluk dönemi Eğitimi’, ‘Okul Öncesi Eğitim’, ‘Mecburi Öğretim’, ‘Lise ve Meslek Öğretimi’ ve ‘Yetişkin Eğitimi’ olarak özel eğitime destek kuruluşlar oluşturulmalı, eğitim ve öğretimin her aşamasında bireyin eğitsel performans düzeyi belirlenmeli, gelişim alanlarındaki özellikleri değerlendirilmeli ve buna göre eğitim amaçları ve hizmetleri planlanmalı, uygun eğitim ortamlarına yerleştirilmeli, ailenin bu sürece katılımı sağlanmalıdır. Erken çocukluk dönemindeki eğitim hizmetinin, ailenin bilgilendirilmesi ve desteklenmesi temeline dayalı olarak, evlerde ve kurumlarda verilmeli, okul öncesi eğitim zorunluluğunun getirilmesi, eğitim süresinin çocuğun gelişimi ve bireysel özellikleri dikkate alınarak eğiticiler tarafından belirlenmelidir.

Her öğretim kademesinde engelliler için gerekli tedbirlerin alınarak programlar arasında geçiş olanağı sağlanmalı ve yaygın eğitim programları ile engelliler için temel yaşam becerileri geliştirilmelidir..

KAYNAKÇA
Akkök F.(1997). Bayan Perşembeler. METU PRESS Yayınları Ankara.

Bilir, Ş. (1999). Özürlü Çocuklar ve Eğitimleri, Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümü Yayınları, Ankara.

Bricker, D. (1998). An Activity-Based Approach To Early İntervention, London.

Dean, J. (1996). Managing Special Needs In Primary School, London.

Denton, C. ve Postledhwaite, K. (2000). Able Children:Identifying Them In The Classroom, Windsor: NFER-Nelson.

Özdoğan, B. (2000). Çocuk ve Oyun Çocuğa Oyunla Yardım, Anı Yayıncılık, Ankara.

Sarı, H. (2000).

28

Nisan
2014

Otizm de Sporun Yeri Varmı

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  131 views

Otizm de Sporun Yeri Varmı ?

Beden Eğitimi (Hareket Eğitimi) nedir?

    Antik çağın ünlü düşünürü Platon’a göre “zihinsel eğitim ve bdensel yetilerini en güzel şekilde bağleyen ve onları en ölçülü şekilde ruhun hizmetine sokan tam eğitilmiş ve uyum sağlamış insandır”düşüncesi bu günde etkinliğini ve geçerliliğini korumaktadır.
Çağımızın ünlü pedogoglarından Dr.Karl Gaulhofer” Bedensel Eğitim beden yolu ile ile genel eğitimdir. beden, bu eğitimin etkinlik yapılan yeridir. amaç ise insanın tümlüğüdür” demektedir.

    “Beden eğitimi, uygulama, oyun, spor, atletizm, su sporu, cimnastik ve dans kullanımlarını ve anlamlarını araştırmaya bunların bireyler ve gruplar üzerindeki etkilerini anlamaya çalışna akademik bir disiplindir.”
“Bireyin hareket gereksinmesini karşılamak, bireyi, bedensel ,psikolojik ve sosyolojik açıdan sağlıkılı kılmak için yapılan tüm etkinlikleri kapsamaktadır.

     “İnsanın toplum kuralların uygun olarak yaşaması , birbirleriyle olan ilişkilerinin iyi örneğini verebilmesi, yardım sever, insan haklarına sayğılı, dürüst davranması, zeki, ruhsal ve bedensel yapı itibariyle sağlıklı olmasıyla bağlantılıdır. beden eğitimi, insanın sosyalleşebilmesi ve kişiliğini bulup doğru bir çizgi üzerinde yol almasnda bütük rol oynar. kısacası beden eğitimi bireyin beden sağlığını, ruh sağlığını, beden becerilerini geliştirmeye yönelik, gerektiğinde çevresel koşullara ve katılımcıların özelliklerine göre değiştirilebilen esnek kurallara dayalı oyuna, cimnastiğe,spora dönük alıştırma ve çalışmalrın tümünü kapsayan geniş tabanlı bir etkinliktir.”

Beden Eğitimin ve sporun Faydaları

1.Sağlığa destek: Beden eğitimi, etkinliklere katılımı ile çocuğun bedensel formunu ve iskelet sistemini geliştirir.
2.Aktif yaşam tarzı: Çocuk beden eğitimi etkinliklerine katılarak mutlu bir çocuk olabilir.aynı zamanda bireysel sorumluluğu gelişir.
3.Pozitif Etkileşim: Beden eğitimi, ortak ve kurallara uygun oyun becerilerini destekleyen doğal bir öğrenme ortamı sağlar. hareket eğitimi etkinlikleri ile çocukların birbiriyle iletişim kurma becerisi gelişir.
4.Kendine güven ve kendini gerçekleştirme: Beden eğitimi etkinlikleri çocuklara kendine değer verme duygusu aşılanır.
5.Akademik başarı: Beden eğitimi “aktif beden , aktif beyin”ilkesini benimser.

“Beden eğitimi, uygulama, oyun, spor, atletizm, su sporu, cimnastik ve dans kullanımlarını ve anlamlarını araştırmaya bunların bireyler ve gruplar üzerindeki etkilerini anlamaya çalışna akademik bir disiplindir.”
“Bireyin hareket gereksinmesini karşılamak, bireyi, bedensel ,psikolojik ve sosyolojik açıdan sağlıkılı kılmak için yapılan tüm etkinlikleri kapsamaktadır.
“İnsanın toplum kuralların uygun olarak yaşaması , birbirleriyle olan ilişkilerinin iyi örneğini verebilmesi, yardım sever, insan haklarına sayğılı, dürüst davranması, zeki, ruhsal ve bedensel yapı itibariyle sağlıklı olmasıyla bağlantılıdır. beden eğitimi, insanın sosyalleşebilmesi ve kişiliğini bulup doğru bir çizgi üzerinde yol almasnda bütük rol oynar. kısacası beden eğitimi bireyin beden sağlığını, ruh sağlığını, beden becerilerini geliştirmeye yönelik, gerektiğinde çevresel koşullara ve katılımcıların özelliklerine göre değiştirilebilen esnek kurallara dayalı oyuna, cimnastiğe,spora dönük alıştırma ve çalışmalrın tümünü kapsayan geniş tabanlı bir etkinliktir.”

amaçlar

Bireylerin;

SPOR İLE YAŞAM ‘ Sporu yaşam biçimi haline dönüştürmek’

Bireyin birine bağımlı yaşaması değil, yaşam koşullarına alışmış, yaşam becerilerini ve yeteneklerini kullanan birey olarak yaşamasını sağlamak.

Temel spor becerilerin doğru tekniklerini öğreterek, özel spor becerileri kazanmasını sağlamak. Böylece becerileri zevk alarak yapmasını sağlamak.

Spor çalışmaları ile büyümesinde, olgunlaşmasında, sosyalleşmesinde  önemli rol oynamak.

Spor çalışmaları ile psikomotor, bilişsel  ve duyuşsal  gelişimin sağlanması.

Öz güven oluşumu.

Spor okulları ile yardımlaşma, paylaşma duygularının gelişmesi ve yaş gurubu öğrenciler ile kaynaşması

Yaptığımız çalışmaların amaç ve sonuçları

}  Organik gelişim

}  Anatomik gelişim

}  Endokrin sisteminin düzenlenmesi

}  Yaşam disiplini

}  Hiperaktifliğin düzenlenmesi

}  Beslenme alışkanlığının oluşturulması

}  Uykunun düzenlenmesi

}  Öz güvenin sağlanması

}  Spor yoluyla ile Sosyalleşme,paylaşma duygusunun gelişmesi

}  Koordinatif becerilerin kazandırılması

}  Özel Becerilerin kazandırılması

}  Hypokinetic rahatsızlığının engellenmesi(azalmış vücut hareketleri)

}  Stereotipik ve obsesif davranışların azalması ve yerine olumlu davranışların geçmesi.

}  Öz bakım becerilerinin kazandırılması.

}  Yaşam becerilerinin kazandırılması.

Egzersizin BeyinHücrelerineEtkisi

 

    Illinois Üniversitesi Sinirbilim ve Kinesiyoloji* Bölümü’nden Charles Hillman ‘ın egzersiz-beyin gücü ilişkisini ortaya çıkartmak amacıyla ilköğretim kurumlarından 259 öğrencinin katılımı ile yaptığı araştırma, egzersizin beyni nasıl etkilediğini ortaya koydu. Diğer öğrencilere göre beden eğitimi derslerine daha fazla zaman ayıran denekler, sosyo ekonomik statülerinden bağımsız olarak, matematik ve okuma derslerinde daha üstün bir performans sergilediler.

 

    Daha fazla kan, daha fazla oksijen anlamına geldiği için egzersiz yapan bir kişinin beyin hücreleri daha iyi beslenir. Onlarca yıldır atletik vücut ile zihinsel güç arasında bilimin bulduğu tek bağlantı buydu. Şimdi, beyin tarama cihazları ve biyokimya alanındaki gelişmelerden yararlanan bilim adamları, egzersizin beyinde yarattığı etkileri daha derinlemesine araştırabiliyorlar. Egzersizin etkisi önce kaslarda kendini gösterir. İki veya dört başlı bir kasın her kasılması ve gevşemesinde, IGF adı verilen bir proteinin de aralarında bulunduğu kimyasal maddeler salgılanır. Bu maddeler kan ile birlikte yol alır ve sonunda beyne ulaşır. IGF, beyinde, vücudun “nörotransmiter fabrikasındaki ustabaşı” gibi çalışır.

 

    Bu protein, başka kimyasal maddelerin üretilmesi için emirler yağdırır. Bu maddelerden biri de beyinde üretilen BDNF’dir (Brain Derived Neurotrophic Factor). “Spark: The Revolutionary New Science of Exercise and the Brain- Egzersiz ve beynin devrim yaratan yeni bilimi ” isimli kitabın yazarı Ratey, “Mucize” olarak değerlendirdiği bu molekülün daha üst düşüncelere varan faaliyetleri tetiklediğini belirtiyor.

 

    Düzenli egzersiz yardımıyla vücut, BDNF düzeyini geliştirir ve bunun sonucunda beynin sinir hücrelerinde dallanmalar başlar. Böylece birbirleriyle birleşen yeni yollar haberleşme alt yapısını geliştirir.. Öğrenme olgusunun altında yatan bu süreçtir.
    Beyin hücreleri arasındaki tüm birleşme noktaları, ileride kullanılmak üzere bir kenarda tutulan yeni yetenek veya bilgilerdir. Bu süreçte çok önemli bir rol oynayan BDNF’nin miktarı çok ise, beynin kapasitesi de o kadar genişler. UCLA’dan sinirbilimci Fernando Gomez-Pinilla , BDNF’nin az olması durumunda beynin yeni bilgilere kendisini kapattığını söylüyor.

Beyin kaynaklı nörotrofik faktör BDNF

Georgia Üniversitesi’nden spor bilimleri

Prof. Phil Tomporowski,

“Çocuklarda, yetişkinlerde olduğu gibi egzersizden en fazla yararı hipokampus sağlar. Hiperaktif çocukların ebeveynleri bunun farkındadır. Pek çok vakada ilaç yerine çocukların yoğun spor yapması önerilir.”

Yoğun bir spor çocukların beyinlerinde kalıcı etki yaratır.

 

    Fiziksel aktivite, tüm insanlar için sağlıklı yasam sitilinin önemli bir parçasıdır fakat bu durum otistik spektrum bozukluğu tanısı olan bireylerinde içinde bulunduğu tüm engelli bireylerde sıkça göz ardı edilmiş bir konudur. Fiziksel aktiviteye katılımları, yinelenen davranışlarda azalma, uygun tepkileri arttırma, sosyal etkileşim potansiyeli sağlama gibi yararları gösterilmesine rağmen otistik spektrum bozukluğu olan bireylerin motor fonksiyonları ihmal edilmiş bir alandır .

Fiziksel aktivite, otistik çocukların gün içerisindeki programlarına yerleştirilmelidir. Özellikle, yüksek tempolu egzersizler sonrası (jogging), davranışlarda azalma tespit edilirken, tempolu olmayan egzersizlerin, stereotip davranışların miktarında değişiklik yaratmadığı yapılan araştırmalarda belirtilmektedir.

Neden Beden Eğitimi ve Spor?

 

Beden eğitimi ve Spor büyüme çağındaki çocuklar için hem bedensel sağlık ve fiziksel gelişme yönünden , hem de iyi bir kişilik oluşması ve ruh sağlığı bakımından yararlı ve gereklidir.

 

Çocuk açısından spor fiziksel gelişimin yanı sıra sosyal açıdan da önemlidir. Çocuk spor yoluyla, çevresini tanır, iletişim kurar, kendine olan öz güveni artar, toplum içerisindeki sahip olduğu yerini sağlamlaştırır. Psikolojik açıdan ise, kendini kontrol etmeyi, bir konuda konsantre olabilmeyi, iradesini kullanabilmeyi, başarıya güdülenebilmeyi öğrenir.

 

    Şüphesiz insan bilişsel gelişimlerini fizik matematik edebiyat gibi farklı alanlarda sağlayabilir.
    Şüphesiz insan ruhî gelişimini de müzik, resim vb. alanlarda yapacağı sanatsal etkinliklerle de değerlendirebilir.

    Ancak hayatı yaşayarak devam ettirir ve bu devamlılıkların temelinde sürekli olarak hareket vardır.
    Ve hareket eğitimini sadece BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR  uygulamaları verir.

 

 

 

AMAÇ

  Otizmli bireylere yönelik olarak verilen beden eğitimi ve spor uygulamaları ile otistik bireylerde gelişim alanlarında karşılaşılan eksikliklerin tamamlanarak; otistik bireylerin sosyal hayatta var olabilmelerinin sağlanmasıdır.

 

DOLAYISI İLE OTİZMLİ BİREYLERDE YAŞAMLARINI DEVAM ETTİRMEK İÇİN HAREKET ETMEK ZORUNDADIRLAR.

 

O HALDE!!! 

   OTİZMLİ  BİREYLERİNDE DOĞRU HAREKET EĞİTİMİNE HER İNSAN GİBİ İHTİYAÇLARI VARDIR.

VE OTİZMLİ BİREY;

    SAĞLIKLI BİR İNSANIN HAZLARINA SAHİP OLARAK İNSANLARDAN RAHATSIZLIK DUYMADAN YAŞAMAK İSTER.
    FİKİRLERİNİ VE DUYGULARINI GELİŞİMLERİ DOĞRULTUSUNDA DA YAKIN ÇEVRESİ İLE PAYLAŞMAK İSTER.

      Beden eğitimi ve spor aktivitelerinin etkileri sonucunda olumlu sonuçların ve amaçların elde edilmesi kaçınılmazdır.

Erdal ATEŞ 

Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni 

Otizm Spor ile Yaşam Koçu 

OTİSİUM  Kurucu ( Otizm spor ile yaşam uygulama merkezi.)

8

Şubat
2014

Amigdala – Duygu repertuarı

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  561 views

Amigdala – Duygu repertuarı

Her gün medyada karşılaştığımız alışılageldik olaylardan birisi daha. Bir hırsız, İstanbul’un lüks semtlerinden birinde soymak için boş bir ev ararken, kendince uygun olduğunu düşündüğü, penceresi aralıklı bir eve sinsice girer. Bir vakit sonra yaşlı ev sakini tarafından hırsız, evinde görülür. Bunu fark eden hırsız, bir anda büyük bir korkuya kapılarak onu etkisiz kılmak amacıyla üzerine atlar. Hemen onu sandalyeye bağlar. Yüzü maskeli olmayan hırsız tanınacağı endişesiyle bir anda mutfaktan kaptığı bıçakla yaşlı ev sahibini düşünmeden öldürür. Hırsız, kontrolünü tamamen kaybetmiş, bir öfke ve korku nöbetine kapılarak bu cinayeti işlemişti. Daha sonra mahkemede verdiği ifadesi düşündürücüydü. “Bunu nasıl yaptım hala anlayamıyorum. Bir anda tüm kontrolümü kaybettim, beynim beni yönlendiriyordu sanki “.

Anlık kontrol kayıpları ile yaşadığımız olaylar hayatımızın farklı dönemlerinde farklı derecelerde karşımıza çıkmakta. Nörolojide bu tarz duygusal patlamalar sinirlerin korsan fonksiyonu olarak değerlendirilir. Bir anda oluşan bir durumdur ve düşünen beynin yani korteksin, olayı irdelemek bir yana, ne olup bittiğini anlamadan bir dizi tepkileri koymasıdır. Bu tepkiler insanda gizli kalmış, içgüdüsel davranışlardır. Bu korsanlık anlarının en önemli özelliği kişinin o olayı atlattıktan sonra kendisinin neye uğradığını bilememesidir. Yukarıdaki örnek haberde büyük ihtimalle böyle bir işleyişin neticesinde gelişen bir olay.

Duyu organları aracılığı ile beynimize akan bilgilerin %80 lik payı görme organımız aracılığı ile gerçekleşmektedir. Görsel sinyaller retinadan sinirler aracılığı ile beynimizin talamus bölümüne iletilir. Talamusa ulaşan ham bilgi beynin anlıyabileceği dile çevrilir ve hemen görsel kortekse iletilir. Bu bölümde uygun bir tepki belirlenir. Tepki duygusal ise duygu repertuvarının kaynağı olan amigdalaya baş vurulur. Retinadan iletilen bilginin potansiyeli ( şok edici durumlar) yüklü ise bu defa talamusa ulaşan bilgilerden bir kısmı direk amigdalaya sızar ve hemen duygusal tepkinin başlamasına neden olur. Bu noktada görsel korteksin ne olup bittiğini anlamasına fırsat yoktur. Bundan sonra korteksin yapabileceği tek şey amigdalanın emrettiği tepkileri oluşturmaktır.

Amigdala insanlarda limbik halkanın altında, beyin sapının üzerinde bulunan ve birbirleri ile bağlantılı yapılardan oluşan badem şeklinde bir kütledir. Sağ ve sol olmak üzere iki lobtan oluşmuştur. Evrimsel yakın akrabamız olan maymunlara oranla daha büyük bir amigdalaya sahibiz.

Amigdalanın beynimizdeki ana fonksiyonunu keşfeden ve bu güne kadar üzerinde bir çok deney yapmış Nörolog Joseph LeDoux bize bu konuda ışık tutmaktadır. Yaptığı deneylerden biri amigdalanın beyin üzerindeki etkisini keserek beynin diğer kısımlarından ayırmasıdır. Amigdalası alınmak zorunda kalan genç bir insanın yaşamı keskin bir değişime girmiş, olayların duygusal anlamını değerlendirmekte bir yetersizlik, bir anlamda duygusal bir körlük oluşmuştu. İnsanlarla iç içe yaşamayı seven, çok iyi konuşabilen bir yapıya sahip iken, yakın arkadaşlarına karşı kayıtsız hatta anne ve babasını tanıyamaz bir halde, herkesten uzak yapayalnız yaşamayı tercih etmişti. Bu kayıtsızlığına karşı yakınlarının çektiği acılara bile duyarsız kalmıştır. Hissetmeyi hatta hissettiklerini hissetmeyi unutmuş gibiydi. Tüm tutkuların, korkuların,üzüntülerin yerini büyük bir sessizlik ve duygusuzluk almıştı. Ağlamayı bile unutmuştu.

İnsanlara özgü bir duygusal işaret olan gözyaşı, amigdala ve yakınındaki cingulate gynus denilen yapı tarafından başlatılır. Teselli, kucaklama ve okşama beynin bu merkezini etkileyerek hıçkırıkları durdurur. Amigdala yoksa dindirilecek üzüntü gözyaşları da yoktur.

Bizlerdeki fevri davranışların arkasında amigdala olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Bir tehlikeye maruz kaldığımız zaman amigdalanın duygusal repertuvarı beyin tarafından ilkel sorularla tetiklenir. Bu benim nefret ettiğim bir şey mi?. Bu bana zarar verir mi? Bu benim korktuğum bir şey mi? gibi. Eğer bu soruların cevabı bir şekilde “evet” ise , amigdala sinirsel bir alarm şeklinde anında tepkiler verir ve beynin geriye kalan kısımlarına, kriz var mesajını iletir. Amigdalanın beyinle zengin bir iletişim ağı mevcuttur. Acil bir durumda beynin akılcı zihin dahil büyük bir bölümünü kontrol eder ve yönlendirir. Limbik sistemdeki yapılar öğrenme ve hatırlama süreçlerinin, amigdala ise duygusal durumların uzmanıdır.

Beynin hatırlama ile ilgili ana merkezlerinden hipokampus ile amigdala arasında bir ilişki vardır. Hipokampus kuru gerçekleri hatırlarken, amigdala ise bir takım bağlantılar kurarak hatırlama yoluna gider. Mesela bir insan ile karşılaştığınızda, o insanı daha önce tanıyıp tanımadığınızı Hipokampus yoluyla hatırlarsınız, o insandan hoşlandığınızı yada hoşlanmadığınızı ekleyen amigdaladır. Duygusal repertuvardan bir çeşniyi bilgiye katar. Ayrıca korkularınızın kaynağı da amigdaladır. Geçmişte yaşadığınız korku dolu bir anı tekrar yaşadığınızda aynı korku ve endişeyi hissetmeniz amigdalanın fonksiyonudur. Örneğin uçakta seyahat ederken hava boşluğuna girdiğinizde yaşadığınız sarsıntıda bir korkuya kapılırsanız, daha sonra yaptığınız tüm uçak seyahatlerinde, en ufak sarsıntı, sizin endişeye kapılmanıza sebep olacaktır.

Yaşamımızdaki olayların bir kısmı, o anda yaşadığınız heyecan, korku, sevinç gibi duygularla harmanlanarak beynimizde kayıtlanır. Bu olayları unutmamız neredeyse imkansızdır. Bir deprem anında ne yaptığımızı hatırlamaya daha yatkınızdır. Bunun yanı sıra beynimizde sıradan olayların depolanması da muhtemeldir. Beyinde iki tür bellek mekanizması vardır. Birincisi duygusal anılarla yüklü olanlar için, diğeri de sıradan olan olaylar için.

Amigdalanın devreye girdiği durumlarda çeşitli dezavantajlar yaşamak söz konusu. Amigdala; yaşanan anı daha önceden yaşanmış olaylarla karşılaştırma prensibine göre işlevini yürütür. Bu olay bunun aynısıdır yada değildir gibi. Son derece dikkatsiz bir değerlendirme sistemine sahiptir. Önemli detayları gözden kaçırdığı için yersiz fevri tepkilerin çıkmasına imkan verir.

Talamustan amigdalaya bilginin nakledilmesinde iki yol vardır. Dolaylı ve dolaysız yol. Dolaylı yol düşünen beyin yani korteksin tasarrufunda olan yoldur. Neticede akılcı çözümler üretilir. Dolaysız yol ise direk amigdalaya bilginin nakledildiği (sızdığı) yoldur. Bu yol aslında elektriksel bir devrenin kısa devre yapması misali illegal bir durumdur. Bu yol saniyenin birkaç binde biri olarak hesaplanan beyin zamanında gerçeklenir. Dolaylı yol bunun tam iki katı kadardır. Öte yandan evrimsel açıdan değerlendirildiğinde bir kaç milisaniyenin hayatta kalabilmek açısından önemi çok büyüktü. Evrimsel süreçte kritik bir kaç milisaniyenin kazanılması hızlı bir cevap alternatifini beraberinde getiriyordu.

Dolaylı yoldan amigdalaya geçen sinirsel impalsların doğurduğu ilkel-dürtüsel tepkilerin önüne geçebilmek mümkün mü?

İşte bu devrede prefrontal korteks tampon görevi yapmaktadır. Beynin neokorteksine ait olan bu bölge amigdala ve limbik bölgedeki ilkel dürtüleri yumuşatarak duyguların daha analitik yada makul tepkilere dönüşmesine imkan verir. Bir anlamda hisleri bastırır, endişelerimizi dindirir. Amigdalanın yönlendirdiği bilginin tafsiye edilmesi neokorteks ile gerçekleşir. Hayatımızdaki önemli kararların verilebilmesi için bu bölüme mutlaka ihtiyacımız var.

Prefrontal korteks işleyen bellekten sorumludur. Belleğin sağlıklı ve şuurlu bir şekilde işleyişini denetler. Prefrontal bellek ile limbik sistem (alt beyin) arasında devreler mevcuttur ve bu devrelerin varlığı ile prefrontal korteks denetimi sağlar. Korku, öfke, endişe gibi güçlü duygular denetimi olumsuz yönde etkiler ve sağlıklı düşünmeye engel olur.

Her halükârda duyguların kontrolsuz çıkışları gerek beyin metabolizmamızı gerekse yaşamımızı olumsuz yönde etkilemekte .Bu nedenle duyguların bizlerdeki baskısını akıl yolu ile frenlemeye çalışmak yapılabilecek en makul yol gibi görünüyor.

Amigdala – Duygu repertuarı

8

Şubat
2014

Alkolizm ve alkol tedavisi

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  261 views

Alkolizm ve alkol tedavisi

Alkolizmle ilgili tüm tedavi programlarının belirli temel ilkeleri vardır. Bir alkolizm tedavi programında aşağıdaki aşamalar bulunur.

Alkolden Arındırma Ve Yoksunluk Belirtileri

Tedavi alkolden arındırma programıyla başlayabilir. Hasta alkolden arındırma servislerinde tedaviye alınır ve yoksunluk belirtileri açısından dikkatlice izlenir. Bu genellikle 4-7 günlük bir süredir ve bu süre içinde sakinleştiricilerin kullanılması da çoğu zaman gerekli olur. Eğer yoksunluk belirtileri ortaya çıkarsa bir doktorun rehberliğine gereksinim duyulabilir. Ayrıca bazı alkolikler için bu dönemde depresyon tedavisi de gerekli olabilir, şiddetli yoksunluk belirtileri olan alkolikler gergin, sinirli olabilir ve hatta bilinç kayıpları bile görülebilir.

Delirium Tremens ve yoksunluk belirtilerinin önlenebilmesi için doktor gözetimi altında ilaç kullanımı gereklidir.

Tıbbi Tedavi

Eğer alkolizmden kaynaklanan tıbbi sorunlarınız varsa, bunlar tedavi edilmelidir. En sık rastlananlanYüksek kan basıncı, kan şekeri artışı, karaciğer ve kalp hastalıklarıdır. Bunların yanısıra, hastalıkla ilgili beslenme sorunları da teşhis edilerek uygun bir diyetle tedavi edilmelidir.

İyileştirme Programları

Alkolden arındırmayı takiben, en önemli iyileştirme programı geçirilmesi gereken bir rehabilitasyon dönemidir. 3-4 hafta boyunca hastalığın özellikleri, bedene verdiği zararlar, içkinin sebep olduğu çeşitli sorunlar ve iyileşirken neler hissedildiği tartışılacaktır. Bu süreçte ruhsal destek ve eğer gerekirse tıbbi tedavi de alınabilir, iyileştirme programlan günlük konuşma ve film izleme, grup tedavisi, danışmanlık hizmetleri ve uğraş tedavisinden oluşmaktadır.

Alkolün Tamamen Kesilmesi

Şu unutulmamalıdır ki, eğer içmeye devam edilirse hastalık ya çok az ya da hiç kontrol edilemeyecektir. Bu nedenle, alkolikler için tedavi programları, alkolün tamamen kesilmesini ön koşul olarak kabul eder.

Hastalığın Kabul Edilmesi

Hasta olunduğu gerçeği kabul edilmelidir. Özellikle alkol alışkanlığının olduğu ve bunun kontrol edilemediği kabul edilmelidir. Birçok alkolik utanç ve suçluluk duygusundan kaçmak için bunu reddetmektedir. Hastaların inkar etmeyi sürdürmeleri tedaviye zarar verebileceği gibi tümüyle etkisizleştirebilir de. Alkole olan zaafınızı kabul etmeniz iyileşmek için en önemli adımdır. Ayrıca bu tedavi programınız için de bir önkoşuldur. Böylece belki de ilk kez hastalığın gücü alkolik tarafından kabul edilmiş olacaktır.

Psikiyatrik Tedavi ve Psiklojik Destek

Alkoliklerde duygusal durumla ilgili şikayetler sıklıkla psikiyatrik hastalarınkiyle birbirine benzer. Eğer hastalığın psikolojik yönüyle ilgilenilmezse, hasta iyileşemez. Bu birkaç şekilde(grup tedavisi veya bireysel psikoterapi) gerçekleşebilir. Bazı alkoliklerde depresyon gibi diğer psikiyatrik hastalıklar da görülebilir. Eğer psikiyatrik bir hastalık da sözkonusuysa, alkolizm tedavisinin yanısıra özel bir tedavi de gerekli olacaktır.

İlaç Tedavisi

Uzun süreli bir tedavi programında sakinleştiriciler kullanılmamalıdır. Bu ilaçlar da tıpkı alkol gibi bağımlılığa yolaçarlar;yalnızca yoksunluk belirtilerinin tedavi sürecinde kullanılabilirler.

Eğer alkolden uzak durmak zor geliyorsa disülfıram (Antabus) adındaki ilaç yardımcı olabilir. Bu ilacın ağız yoluyla alınması, alkolün karaciğerde yakılmasını engeller. Ancak alkolle birlikte alınırsa şiddetli fiziksel reaksiyonlar ortaya çıkar; bunlar yüz kızarması, bulantı hissi , kusma, başağrısı ve karın ağrısıdır. Aynca cilt kremleri ve gargaralar gibi alkol içeren maddelerin de bu ilaçlarla kullanılması hafif derecede reaksiyona neden olabilir.

Bu ilaç alkolizmi iyileştirmeyeceği gibi, alkol kullanma alışkanlığını da ortadan kaldırmaz. Fakat güçlü bir caydırıcı olabilir.

Metronidazol ve Klorpropamid gibi ilaçlar da benzer şikayetlere sebep olurlar.

Yaşamın Yeniden Gözden Geçirilmesi

Tedavi, bugün yaşanılanlar, geçmişle ilgili suçluluk duyguları ve gelecek korkularıyla yüzleşilmesi üzerinde yoğunlaşır. Bu nedenle hastaya yaklaşırken temkinli olmak da içki içmenin ortadan kaldırılması kadar önemlidir.

Birçok alkolik için, alkol alımı güçlülük ve özgürlük gibi yanılsamalara neden olur. Alkolün etkisi altında iken, kendilerini tüm sosyal baskılardan kurtulmuş gibi hissederler. Kırgınlık ve öfke nedeniyle de tükendiklerini düşünürler. Bu duygularla yüzleşmek ve başetmek için başarılı tedavi merkezleri olduğu unutulmamalıdır.

Alkolizm, sosyal ilişkilerin bozulmasına neden olablir. Aile, ilişkilerin bozulmaya başladığı ilk yerlerden biridinbir diğeri işyeridir. Amerikan Ulusal Alkolizm Konseyi, kendisi ya da ailesinde alkol veya ilaç bağımlılığı olan her 20 kişiden birinde iş gücünün etkilendiğini saptamıştır. Tedavi yalan, inkar ve samimiyetsizlikten vazgeçerek, kendini anlama ve kişiliğin geliştirilmesini temel alacak sağlıklı ve güvenli ilişkiler oluşturmayı öğrenme üzerinde odaklanmalıdır.

Desteğin Sürdürülmesi

İyileştirme programının başarısı tedavinin sonlanmasından sonra belli olacaktır. Hastalığın kronik olması alkoliğe desteğin sürekli olmasını gerektirir. Alkol veya ilaç bağımlılığından kurtulmaya çalışan kişilere yönelik olarak, yaşamlarını sürdürebilmelerine ve hastalık eğer nüksederse, zamanında farkedebilmelerine yardımcı olabilmek için, tedavi sonrası programlar tasarlanmıştır.

Alkolizm ve alkol tedavisi

8

Şubat
2014

Alkol ve Madde Bagımlılıgı

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  258 views

Alkol ve Madde Bagımlılıgı

Alkol kullanımı ne zaman problemdir?

Alkol kullanmanın problem haline dönüşmesi için kişinin sürekli alkol alıyor olması gerekmez. Kişi, zaman zaman kullansa da, alkol almaya bağlı olarak aşağıdaki problemlerden birisini dahi tekrar tekrar yaşıyorsa profesyonel yardımı gerektirecek düzeyde alkol kullanma problemi var demektir.

- İşte, okulda ya da evde üstüne düşen görevleri tekrarlayıcı bir biçimde aksatma: Kişi, alkol nedeniyle zaman zaman işe ya da okula gidemez ya da başarılı olamaz, okulu asabilir ya da bu yüzden ceza alabilir.
- Fiziksel olarak tehlikeli durumlarda yineleyici biçimde alkol kullanımı: örneğin alkol etkisinde iken araba ya da makine kullanmak.
- Alkol ile ilişkili ortaya çıkan yasal sorunlar: örneğin alkollü iken araba ya da makine kullanmak.
- Alkol ile ilişkili ortaya çıkan yasal sorunlar: örneğin alkollü iken kavgaya karışıp göz altına alınma.
- Alkolün neden olduğu ya da alevlendirdiği sürekli ya da tekrarlayıcı insanlar arası sorunlar: örneğin alkol kullanımı nedeniyle eşle tartışmalara girmek.
- Unutulmamalı ki, bu durumlar kişinin alkol aldığı zamanların hepsinde değil, bazılarında olabilir ama tekrar tekrar oluyorsa bu kişi içkinin zararlı sonuçlarını kontrol edemiyor ve alkolle başı dertte demektir. Bu duruma tıpta ‘alkol kötüye kullanımı’ adı verilir.

Alkolik kime denir?

Alkolizm deyince birçok insanın zihninde, parklarda ispirto şişesine sarılıp sızan ağır alkol bağımlıları canlanır ve kolayca kendilerinde ‘alkol problemi olmadığını’ söylerler.

Aşağıdakilerden en az üçü varsa alkol bağımlısı tanısı koyarız:

- Niyetlendiğinden daha fazla miktar ve sürede alkol almak. Örneğin kişi bir kadeh içmek niyetiyle başlar, ama şişe bitmeden bırakamaz.
- Kişi bırakmayı istediği ya da defalarca bırakmayı denediği halde yeniden içmeye başlar. Zaman zaman birkaç gün ya da ay içmeyebilir. Bunu Ôistediği zaman bırakabildiğinin’ kanıtı olarak göstermeye çalışabilir.
- İçkiye fazla vakit ayırır. Bazıları gün içinde kimseye fark ettirmemeye çalışarak içebilir.
- İçki içmeye fırsat bulamadığı sosyal faaliyetleri, hobileri, başka zevk verici aktiviteleri azaltır ya da terk eder.
- Alkole bağlı ya da alkolle artan fiziksel (karaciğer hastalığı, yüksek tansiyon, gastrit vb) ya da psikolojik (depresyon, anksiyete, uyku bozukluğu vb) problemler yaşamasına rağmen içmeye devam eder.
- Aynı etkiyi almak için, içtiği miktarı artırır ya da başkaları için çok sayılacak miktarlarda içtiği halde etkilenmez (bunu, yanlış olarak iyi bir şeymiş gibi, alkole dayanıklı olduğunun kanıtı olarak öne sürebilir).
- Alkol almadığı zaman titreme, terleme, çarpıntı gibi şikayetler yaşar.

Alkolizmden kurtulmak mümkün mü?

Toplum, alkol kullanımını kontrol edemeyen kişilerin ruhen zayıf, hatta dengesiz olduğunu düşünür. Birçok alkolik de kendisini böyle görür. Ancak alkolizm bir hastalıktır, yani kişi, alkol karşısında iradesini ve seçim yapma gücünü kaybetmiştir. Alkol karşısında güçsüzlüğünü kabul etme ve bu konuda yardım arama, iyiye doğru değişimin ilk adımı ve mutlak şartıdır. Milyonlarca insan bu ilk adımla başlanan yolda alkolün hayatlarına verdiği zararların üstesinden gelmişlerdir. Tedaviden sonra uzun süreli takip gereklidir. Kişi uzun süre hastanede bile kalsa, daha sonra izlenmezse alkole dönmesi kolaydır. Düzenli aralıklarla görüşmelere ya da kendine yardım gruplarına katılmalıdır. Nüksler (tekrarlamalar) ilk 6 ayda en sıktır.

Alkolizm tedavisi

DETOKSİFİKASYON (yoksunluk belirtilerinin giderilmesi)
BAĞIMLILIĞIN TEDAVİSİ DEĞİLDİR.

Akolizm ya da diğer madde bağımlılıklarının asıl tedavisi detoksifikasyondan sonra başlar.

Adsız Alkolikler gibi kendine yardım grupları tedaviye entegre edilmelidir. Davranışçı-bilişsel tedaviler iyi sonuç verir. Eğitimsel faaliyetler tedavinin önemli bir parçasıdır. Hastanın içinde bulunduğu aile ele alınmalıdır, çünkü alkolizm bir ‘Aile Hastalığı’dır.
Çeşitli depresyon ilaçları ve lityumun alkol alımını azalttığını gösteren çalışmalar vardır.

Disulfiram (Antabuse), alkol alındığında şiddetli bir reaksiyona neden olur. Kişi bu riski bildiği için ilacı alırken canı çok çekse de alkol almaz. İlacın etkisi, bırakıldıktan sonra 1-2 hafta daha devam ettiği için, kişi alkol almaya karar verip ilacı kesse de beklemesi gerekir. Bu sürede alkole yeniden başlama kararını gözden geçirecek uzun zamanı olur. Hasta bilmeden yiyeceklerine katılması son derece tehlikelidir.

Naltrexone (Nemexine) ve acomprasate, alkol alma isteğini azaltarak etki gösterirler. Araştırmalar, naltrexone alan eski alkoliklerin alkol almaya başlasalar bile bunu daha kolay durdurabildiklerini ve yoğun olarak içme risklerinin azaldığını göstermektedir. Ancak bu ilaçla dahi, sosyal içici olmaları mümkün değildir. İlacı kullanmanın amacı, az içebilmek değil, alkol alımını durdurmayı kolaylaştırmaktır.

Alkolizmde ailenin durumu ve aileye düşün görevler

Alkolizm, bütün aileyi etkileyen aynı zamanda aile tarafından etkilenen bir hastalıktır. Hatta alkolizm için ‘aile hastalığı’ diyen yazarlar vardır. Tedavide de aileye önemli roller düşer. Alkolikler genellikle ‘dibe vurmadan’ yani her şeylerini kaybetmeden, alkolik olduklarını kabule yanaşmazlar ya da sırf çevrelerindekileri susturmak için alkolik olduklarını söyler, ama bunu değiştirmek için hiçbir ciddi çaba harcamazlar. Bu nedenle tedaviye istekli değillerdir. Ailelerinin alkolik hastayı destekleyen tavrı, onun dibe vurmasını ya da dibe vurduğunu fark etmesini engeller. Yapılması gereken, alkolizminden ve sonuçlarından sadece kendisinin sorumlu olduğunu, alkolik kişiyle açık açık konuşmak ve onun bazı şeylere karşılaşmasını engellemektedir.

Aileler, özellikle eşler, alkolizmden kendileri sorumluymuşcasına bir suçluluk içinde, kendilerini paralama derecesinde, bir kurtarma çabasına girebilirler. Eşlerde, buna bağlı depresyon sık görülür.

Bağımlılıkla ilgili risk faktörleri

Aile ile ilgili risk faktörleri
- Anne ve baba desteğinin az olması
- Anne ya da babada alkol kullanımı
- Anne ve babanın, gencin alkol kullanımına izin verici, fazla toleranslı bir tutum içinde olması
- Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok, bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir)
- Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına farklı tutumlar sergilemesi)
- Anne ve babanın çoçuğun aktivitelerine ilgisizliği
- Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metodu olarak kullanılması
- Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi)
- Çocuğun okuldan sonra kendine bakması

Sosyal risk faktörleri
- Yaşam stresleri (göç, işsizlik vs)
- Alkol kullanan arkadaş grupları içinde olmak
- Düşük okul başarısı
- Düşük sosyoekonomik düzey
- Göç yaşama
- Okul dönemi içinde çalışma
- Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama

Kişiyle ilgili risk faktörleri
- Girişkenliğin az olması
- Kendine güvenin az olması
- Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması
- Baş etme mekanizmalarının kötü olması
- Dışarıdan kolay etkilenme
- Agresif kişilik yapısı
- Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları
- Sosyal değerlere yabancılık
- Davranış bozuklukları

Gencin kendisine örnek aldığı kişiler, bazı maddelere başlamasını kolaylaştırır. Örneğin ağzında sigarayla çekilmiş pozları ile ünlü olan James Dean’e hayran olan bir genç, O’nu taklit etmek, O’nun gibi çekici görünmek için sigaraya başlayabilir. Bu yönden de gerek medyaya gerekse anne ve babalara görev düşmektedir. Gençler, aile içinden ve çevresinden başlamak üzere iyi rol modelleri bulabilmelidirler.

Genetik faktörler
Araştırmalar göstermektedir ki, özellikle alkol bağımlılığı genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Hatta evlatlık verilmiş kişilerde alkolik olma sıklığının, kendilerini yetiştiren aileden daha fazla, biyolojik anne ve babalarındaki alkolizmle ilişkili olduğu bulunmuştur. Alkolizme yatkınlık, alkole dayanıklılık şeklinde nesilden nesile aktarılmaktadır. Alkole daha dayanıklı olanlar, çok içtikleri halde az etkilendikleri için daha çok içerler ve sonunda daha kolay alkolik olurlar ve bu özellik, yani alkolün etkilerine dayanıklı olma kalıtımsaldır. Özellikle babası ya da erkek kardeşinin alkol problemi olan erkekler sosyal içicilikten bile sakınmalı, alkolden tamamen uzak kalmalıdırlar.

Beklenti
Alkolün sosyal ilişkileri kolaylaştırdığına, amfetaminin performansını artıracağına, sigaranın kendisini olgun gösterdiğine vs. inanan kişiler, bu maddeleri kullanmaya daha kolay ve erken başlarlar.

Koruyucu faktörler

- Duygusal olarak destekleyici anne ve baba
- Anne ve baba ile iyi iletişim
- Organize okul aktivitelerine katılım
- Akademik başarıya önem verilmesi
- Dindar olma

Uyuşturucu kullanımının erken belirtileri (Aileler ve eğitimciler gençlerde nelere dikkat etmeli?)

- Fiziksel belirtiler: kilo kaybı, burunda iritasyon (tahriş), müzmin öksürük, iğne izleri (tipik olarak koldadır, bazıları saklamak için ayak parmak araları gibi kolay görülmeyecek yerlere dahi yaparlar)
- Kişisel alışkanlıklarında değişiklik: giyim tarzı, uyku düzeni, arkadaş çevresi değişebilir. Yeni arkadaş ve ilgiler edinir.
- Akademik performansında düşme: kötü notlar almaya başlama, sınıfta kalma, disiplin cezası alma vb.
- Psikolojik belirtiler: Duygulanımda dalgalanmalar, risk içeren davranışlar, çalma vb.

Alkol ve Madde Bagımlılıgı

8

Şubat
2014

Alkol Zehirlenmesi

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  210 views

Alkol Zehirlenmesi

İnsanlara verilen aynı miktarda alkol çeşitli faktörler yüzünden aynı etkiyi göstermez. Vücutları daha küçük ve daha fazla yağ dokusuna sahip oldukları için genellikle kadınlarda erkeklerden daha yüksek bir alkol düzeyi olma olasılığı vardır ve bu nedenle alkol kadınları daha fazla etkiler.

Alkolün etkileri içmeden önce yenen yemeğin miktarına da bağlıdır.Mide ne kadar dolu olursa alkolün kana geçişi o kadar yavaş olur. Böylece alkolün kandaki yoğunluğu da düşük olur.

Alkol zehirlenmesi kabaca kan alkol düzeyiyle paralellik gösterir. Bu da beyindeki alkol düzeyini yansıtır. Alkolik olmayanlarda 25 mg/dl üzerindeki bir kan alkol düzeyinde hafif zehirlenme belirtileri ortaya çıkar; bu belirtiler arasında duygulanım bozukluğu,düşünme yeti5mm kaybı ve hareket bütünlüğünün bozulması bulunur. 100 mg/dl nin üzerinde bir kan alkol düzeyi olduğunda ise çift görme,konuşma zorluğu ve belirgin bir hareket bütünlüğü kaybı görülebilir. Alkol yoğunluğu arttıkça komaya kadar gidebilen sorunlar ortaya çıkabilir.

Zehirlenme genelde bir desilitre kanda en azından 80-100 mg alkol bulunması (80-100 mg/dl veya %0. 1)olarak tanımlanır.

Bu sınırın çok altındaki düzeylerde bile birçok insan hareket bütünlüğünü kısmen kaybeder ve tepki gösterme süresi uzar (Örneğin araba kullanırken beklenmedik bir durumda frene ne kadar hızlı basabildiğiniz gibi).

Alkol Zehirlenmesi

8

Şubat
2014

Alkon yoksunlugu

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  254 views

Alkon yoksunlugu

Alkolü aniden kesen alkoliklerde çeşitli fiziksel ve ruhsal yoksunluk belirtileri ortaya çıkar. Çoğu kişide hafif olmakla birlikte ellerde titreme, nabız, kan basıncı ve vücut sıcaklığında artış, uyku bozuklukları, bulantı, ishal ve diğer sindirim sorunları olur. Bu belirtiler genellikle 3-5 gün sürer; hafif rahatsızlıklar ise haftalarca sürebilir.

Bununla birlikte bazı alkolikler için Delirium Tremens korkutucu ve tehlikeli bir durumdur. Çoğu insanda kötü rüyalar, huzursuzluk ve panik ataklar yoksunluğun en kötü belirtileridir. Delirium Tremensde zihin bulanıklığı, halüsinasyonlar, şiddetli titremeler, paranoid düşünceler ve hatta katılma nöbetleri görülebilir. Bu belirtiler çoğunlukla 3-5 gün, bazen de daha uzun sürer.

Hafif ya da ciddi olsa da tüm şikayetlerin nedeni alkol yoksunluğudur; beyin ve diğer organlar yüksek etil alkol düzeylerine alışmışlardır ve alkol kesildiğinde yoksunluk belirtileri ortaya çıkar.

Eğer içkiyi bırakmayı düşünen kronik bir içiciyseniz yoksunluk belirtilerinin olacağı bir dönemi geçirmek zorunda olacağınızı bilin.

Hastanede bir alkol tedavisinden geçmeniz uygun olur. Doktorunuz güvenlik, beslenme ve dinlenme sorunlarınızı da göz önünde bulundurarak yoksunluk belirtilerinin üstesinden gelmenize yardımcı olabilir.

6

Şubat
2014

ALS Nedir, Belirtileri, Tedavi Yöntemi, etkileri

Yazar: admin  |  Kategori: Genel, Rehabilitasyon Merkezleri  |  Yorum: Yok   |  223 views

ALS Nedir, Belirtileri, Tedavi Yöntemi, etkileri

Nedir?

ALS yani amiyotrofik lateral skleroz, ilerleyici bir sinir sistemi hastalığıdır. Hastalık motor sinirleri etkiler. Motor sinirler beyinden omuriliğe, oradan kaslara giderek hareketlerimizi düzenler. Bu hastalık motor sinirleri etkileyerek kas hareketlerine engel olur. Hastalığın ileri evrelerinde felç gelişir. Buna karşılık genellikle akli yetenekler etkilenmez.

Hastalığın adının anlamı omurilikte kasları besleyen yan (lateral) taraftaki sinirlerin zarar görmesiyle kasların beslenememesi ve katılaşmasıdır
Belirtileri Nelerdir?

Hastalığın başlangıç belirtileri çok hafif olduğundan çoğu kez farkedilmeyebilir.
Hastalık özellikle kol ve bacaklarda olmak üzere kas güçsüzlüğü ile başlar. Konuşma, çiğneme ve nefes alma etkilenir. Yutmanın bozulması sonucu, ağızda tükürük birikmesi de konuşmayı zorlaştırır.

Kaslar sinirler tarafından uyarılmadığında yapısı bozulur ve iş görmez hale gelir. Kol ve bacaklar incelir. Özellikle el ve ayak kaslarında seyirme ve kramplar olabilir. Kişi kol ve bacaklarını iyi kullanamaz. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir.

Başlangıç belirtileri her hastada aynı olmaz. Kimi hasta halının saçaklarına takılmaya, tökezlemeye başlar; kimi hasta eşyaları kaldırmakta zorlanır, kimisi de konuşurken kelimeleri yuvarladığını fark eder.

Kas zafiyeti önce bir kas grubundan başlar, yavaş yavaş diğer kas gruplarına yayılır. Kaslardaki iş görememenin derecesi ve hastalığın ilerleyişi hastadan hastaya değişir. Solunum kaslarının giderek daha fazla etkilenmesi ve buna bağlı solunum güçlüğü hastalıkta gelinen son aşama olur.

Hastalıkta genel olarak duyular, idrar ve barsak işlevleri, cinsel işlevler etkilenmez. Kalp kası zarar görmez. Göz kasları çoğu kez en son etkilenen kas olur, kimi zaman da hiç etkilenmez. Kişinin zihni yetenekleri normaldir.
Nasıl Tanı Konur?

ALS nöroloji denen sinir hastalıkları uzmanlığını ilgilendiren bir hastalıktır. Hastalık pek çok kas ve sinir hastalığı ile karışabildiği için teşhis uzun zaman alabilir. Teşhiste manyetik rezonans görüntüleme ve elektromiyogram denen yöntemlerden, kastan parça alınarak değerlendirilmesinden ve kanın incelenmesinden yararlanılabilir. Elektromiyogram kasın etkinliğinin normal olup olmadığını gösteren bir testtir.

Bazı kişilerde sonradan ALS’nin sık rastlanan türüne dönüşen bazı motor sinir hastalıkları görülür. Bunlar:

Progresif bulbar felç: Beyin sapını etkileyerek konuşma ve yutma güçlüğüne neden olur.
Progresif kas atrofisi: Alt motor sinirleri etkileyerek iskelet kaslarında zafiyete neden olur.
Primer lateral skleroz: Üst motor sinirleri etkileyerek spastisiteye neden olur, ilerleyişi daha yavaştır.

Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Halen kesin tedavisi olmayan hastalık belirtilere yönelik olarak tedavi ediliyor. İstenmeyen etkilerin önlenmesi, hastanın rahatlatılması ve mümkün olduğu kadar normal yaşamını sürdürmesi amaçlanıyor.
Doğrudan bu hastalığa yönelik bir ilaç bulmak için araştırmalar sürüyor. Hastalığın ilerlemesini etkileyen ilk ilaç olan riluzol 1995 yılında Amerika’da ruhsat aldı. Bu etken maddenin motor sinir harabiyetine neden olduğu düşünülen uyarıcı bir nörotransmiter olan glutamatı engellediği sanılıyor. İlacın hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı, hastanın ömrünü uzattığı, hastanın daha uzun süre iş görmesini sağladığı düşünülüyor.
Görünme Sıklığı Nedir?

Dünya genelinde yüzbinde 8 ila 10 düzeyinde olduğu görülüyor. Bu oranı Türkiye’ye yansıtabilirsek, Türkiye’de yaklaşık 6 ila 7 bin arasında bir hasta olduğu düşünülmüştür.

Genellikle erişkin yaşlarda (40-50) ve erkeklerde kadınlara göre biraz daha fazla görülüyor. Sıklığı 100.000 de 1-1,5 civarında. (İnsidans) Daha genç ve daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabiliyor ve genellikle zayıf insanlarda görüldüğü dikkat çekiyor.
Diğer

Farklı Adlandırmalar

Hastalığın adının anlamı omurilikte kasları besleyen yan (lateral) taraftaki sinirlerin zarar görmesiyle kasların beslenememesi ve katılaşmasıdır. Hastalık ABD’de Lou Gehrig hastalığı olarak biliniyor. Bazı Avrupa ülkelerinde MNH yani motor sinir hastalığı ya da Charcot hastalığı olarak da geçiyor. Aslında MNH, ALS’nin de içinde olduğu hastalık grubunun genel adı. Charcot ise hastalığı ilk tanımlayan hekim. Uluslararası isim olarak genellikle ALS/MNH veya İngilizce metinlerde ALS/MND geçmektedir.

Hastalığın Nedeni

Hastalığın nedeni tam olarak bilinmiyor. Araştırmacılar sinirlerin bağlantı yerlerinde glutamat denen bir nörotransmitterin aşırı miktarda bulunduğunu, bunun normal iletiyi engellediğini buldu. Bu fazlalığın nedeni ise henüz bilinemiyor. Tarım ilaçları gibi bazı çevresel etkenlerin hastalığı tetiklediğinden şüpheleniliyorsa da kesin bir bilgi yok henüz.

Hastalığın Oluşumu

Hastalığın nedeni bilinmediğinden nedene yönelik olarak da tedavi edilemiyor. Üst motor sinirlerin yani beynin motor korteksinin hasarı sonucu kas spastisitesi ve katılık oluşur. Beyin sapı ve omurilikte bulunan alt motor sinirlerin hasarı ise kas güçsülüğü, atrofi (kas erimesi) ve fasikülasyona (kas seyirmeleri) neden olur. ALS genellikle hem üst hem de alt motor sinirleri tutar. Fransız nörolog Charcot ilk kez 1874 yılında hastalığın özelliklerini tanımlamış, omurilik ve kas belirtilerine dayanarak ALS ismini vermişti.

Hastalık her kesimden insanda görülebilmesine karşın ALS’ye erkeklerde ve yaşlılarda daha fazla rastlanır. Ortalama başlangıç yaşı 55 olsa da, son zamanlarda daha genç kişilerde teşhis edildiği gözleniyor. ALS 12 yaşında da, 98 yaşında da görülebilir.

Toplumda rastlanma sıklığı olarak 100.000 kişide 0.5-2.4 sayısı veriliyor. Belli bir nüfusa bakıldığında ise yüz bin kişiden on birinin hasta olduğu görülür.

ALS bulaşıcı bir hastalık değildir. Ama bazı kişilerde kalıtsal yani ırsi özellik gösterebilir. Tüm ALS hastalarının yaklaşık %10′unda hastalık kalıtsaldır. Bu duruma ailevi ALS deniyor. Kalıtımla ilgisi olmayan tipe ise sporadik ALS denir. Ailevi tipte anne veya baba ALS olduğunda doğan her iki çocuktan birinde hastalık olabilir.

Solunum Desteği

ALS eninde sonunda solunum kaslarındaki zafiyete bağlı olarak solunum yetmezliğine neden olur. Bu nedenle hastalığa yakalananların yarısı solunumlarını cihazla yapay olarak sürdüremezlerse üç yıl içinde kaybedilirler. Aslında mekanik solunum sağlandığı ve ortaya çıkan diğer problemler giderildiği sürece ALS ölümcül bir hastalık değildir. Yapay solunum burundan (nazal) veya trakeostomi denen soluk borusunda açılan delikten yapılabilir. Konuşma ve yutması iyi olup fazla ağız salgısı olmayan hastalarda burundan solunum denenebilir. Daha ucuz olan bu yöntem basit bir maskeyle kolaylıkla evde uygulanabilir. Burundan solunum uygun hastalarda solunumun rahatlatılması ve ömrün uzatılmasına yardımcı olan mükemmel bir seçenektir. Özellikle bulbusun etkilendiği hastalarda tercih edilen trakeostomi ise uzun süreli yaşam desteği sunar. Bu hastalara gerekli bakım uygulandığında ve gelişebilecek problemler engellendiğinde uzun yıllar yaşamlarını sürdürebilirler.

Hastalığı Anlamanın Önemi

ALS’li hastalar ve yakınları yapay solunumla ve diğer tedavi uygulamaları ile ilgili yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmalı, en uygun yönteme yine kendileri karar vermelidirler. Her bireyin kendi hayatı ile ilgili kararları alma hakkı olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle hastalıkla ilgili tüm bilgilere ulaşma, tedavi seçeneklerinin hepsini bilme, tedaviye başlama ve tedaviyi sonlandırma haklarının bilinciyle hareket edilmesi önemlidir.
Halen ALS hastasının karşılaştığı sorunların çözümüne yönelik çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Etkin bir bakım ile karşılaşabilinecek tıbbi sorunlar engellenebilir, ömür uzatılabilir ve mümkün olan en iyi hayat kalitesine ulaşılabilir. Oluşabilecek değişikliklere hazırlıklı olup hızla uygun çözümlerin bulunması ALS hastasına daha sağlıklı bir hayatın sunulması açısından büyük önem taşır

Toplam 4 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234

© Tüm Hakları Saklıdır - RehabilitasyonMerkezleri.Net – Rehabilitasyon Merkezleri
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

Wordpress Tema alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!
seviyeli sohbet | bedava sohbet | yemek tarifleri | iyi sohbet | islami chat | sohbet chat | sohbet | sohbet siteleri | sohbet odaları | seviyeli sohbet odaları | irc hosting | sohbet